| | Üretsiz Blog oluştur

Çiçi KAĞAN

Turancı Site

TELEKULAK SKANDALLARI

“Hürriyetten doğan buhranlar ne kadar büyük olursa olsun, hiç bir zaman fazla baskının temin ettiği sahte güvenlikten daha tehlikeli değildir.” Gazi Mustafa Kemâl Atatürk, 1930

Kışlaların görünür yerlerine konulan eğitim panolarında en çok rastlanılan sözlerden bir “MUHABERESİZ MUHAREBE OLMAZ”dır. Bununla orduda iletişimin önemi anlatılır. Komutanların emirlerini astlarına güvenli olarak ulaştıramadıkları ve birliklerinin durumu hakkında astlarından sağlıklı raporlar alamadıkları takdirde mağlubiyetin kaçınılmaz olduğu vurgulanır.
Askerler düşman istihbarat faaliyetlerini önlemenin başlıca yolunun güvenli muhabereden geçtiğini bilirler ve bu konuda açık vermemeye çalışırlar. Orduda güvenli iletişimin sağlanması için pek çok usul geliştirilmiştir. Bunlar, haberleşme hizmetinde çalışacak personelin seçiminde aşırı titiz davranılmasıyla başlar ve kriptolu-kodlu haberleşme cihazlarının kullanılması ile devam eder. 
1970’lerde kısa menzilli telli telefonların kullanılması, telsiz menzilinin bir kaç km olması ve iki birim arasında haberleşmenin elle değişen birkaç frekans ile sınırlandırılması taktik sahada yeterli güvenliği sağlıyordu. Teknolojik gelişme ile önce telefon telleri kalktı. Binlerce frekanslı çok uzun menzilli telsiz telefonlara geçildi. Sonunda cep telefonları iletişimin yeni ve vazgeçilmez unsuru oldu. Bu gelişmenin tek dezavantajı güvenlik sorunu idi. Çünkü iletişim atmosferde ve uydular aracılığı ile yapılmaya başlanmıştı. Yani, her türlü haberleşme karşı tarafın dinlemesine açık hale gelmişti.
Bu gelişme orduya “Elektronik Harp” kavramını soktu. Bununla her seviyedeki düşmanın elektronik saldırılarına karşı koyma ile birlikte düşmanın elektronik cihazlarına karşı doğrudan saldırı yapabilme sistemleri geliştirildi. Bu savaşın önemli yanı kullanılan teknolojinin milli kaynaklardan temin edilmesi zorunluluğu idi. Eğer siz kendi üretiminiz olmayan ve yazılımını kendinizin yapmadığı, kod sistemlerini kendinizin geliştirmediği cihazları kullanıyor iseniz, sizin muhabere siteminiz size ihanet edecektir. Mağlubiyetiniz kaçınılmazdır. Çünkü muhabere sistemini satın aldığınız ülke bütün konuşmalarınızı dinliyor, kaydediyor ve buna karşı ön tedbirleri alıyordur. Yani sizi onlar yönetiyordur.
2003’te ABD’nin işgaline karşı tek uçak kaldıramayan, 4000 zırhlı aracından hiç birini muharebeye sokamayan Irak ordusunun durumu elektronik işgale en güzel örnektir.
Türk Ordusu muhabere güvenliği için ciddi eğitim tedbirleri almasının yanında 1980’lerde oluşturduğu Askeri Elektronik Sanayii ile (ASELSAN) iletişimini büyük ölçüde güven altında tutmakta idi. En azından biz böyle biliyorduk. Fakat Silahlı Kuvvetlerimiz dahil olmak üzere devlet yönetiminde iletişim güvenliğinin ciddi bir zafiyet içinde olduğunu geçtiğimiz günlerde birbiri peşi sıra yaşanan olaylarla öğrendik. Maliye Bakanı’nın meşhur “BABALAR GİBİ SATARIM” sözüne uygun olarak satılan kritik tesislerimizle birlikte haberleşme sistemlerimizin de yabancılara devriyle zafiyetimizin arttığına şahit olduk.
Önce mesken ve işyerlerimizde bulunan sabit telefonlar ve ADSL internet sistemini  yöneten TÜRK TELEKOM’un %55’i 14 Kasım 2005’te özelleştirme kapsamında Lübnanlı Arap OGER Ortak Girişim Grubu'na devredilmiştir. İkinci büyük cep telefonu şirketimiz olan TELSİM ise 24 Mayıs 2006’da İngiliz VODAFONE Grubu bünyesine dahil olmuştur. Ayrıca en yaygın cep telefonu şebekesi olan TURKCELL’de kontrolü dışındaki yabancı ortaklarla çalışmaktadır.
Bu satışlarla stratejik önemi haiz olarak değerlendirilen haberleşme sistemimizin büyük bir bölümü milli olmaktan çıkmış, kontrol ve denetimi yabancılara devredilmiştir. Yani, kamunun ve özel şahısların konuşmaları dinlemeye, dinlenenler kaydedilmeye, kaydedilen konuşmalar ihtiyaç anında silah olarak kullanılmak üzere depolanmaya açık hale getirilmiştir. Dünyada bu şekilde kendi bindiği dalı kesen bizden başka bir ülke var mı? Bunu bilemiyoruz. Varsa bile, hiç birinin bizdeki gibi dışarıdan bir baskı olmadan ve ülke toprakları işgal edilmeden gerçekleşmediğini tahmin edebiliyoruz.
Mevcut Anayasamız haberleşme hürriyetini vazgeçilemez temel haklarımız arasında göstermiştir. Konuya ilişkin Anayasanın 12 inci maddesi şöyledir;
I. Temel Hak ve Hürriyetlerin Niteliği:
MADDE 12. – Herkes, kişiliğine bağlı, dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve hürriyetlere sahiptir. Temel hak ve hürriyetler, kişinin topluma, ailesine ve diğer kişilere karşı ödev ve sorumluluklarını da ihtiva eder.
II. Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması:
C. Haberleşme hürriyeti
MADDE 22. – Herkes, haberleşme hürriyetine  sahiptir. Haberleşmenin gizliliği esastır.
Haberleşme sistemlerinin yabancılara satışını müteakip ülkemizde haberleşmenin gizliliği kalkmış ve haberleşme güvenliği milli bütünlüğümüzü tehdit eder bir mahiyet halini almıştır. Bunu neden mi söylüyorum? İşte beni bu kanaate sevk eden olaylardan bazılarının basına yansıyan listesi;
1. Görevi, düşman ülkelerinin elektronik dinlemesini yapmak olan Genelkurmay, GES Komutanlığının başında bulunan Tuğgeneral Münir Erten'in telefon konuşmaları You Tube’de Kuzey Irak operasyonundan iki gün önce yayınlanmıştır. Bu video ile Güneş Harekatının başlayacağı uluslararası kamuoyuna açıklanmıştır. Bir bakıma Türk askerinin canı tehlikeye atılırken “Ey teröristler Türk askeri geliyor. Kaçın ve canınızı kurtarın” denmiştir. Bu tam bir skandal ve ihanettir. Orada şehit olan 27 askerimizin vebali bunu yapanların sırtında durmaktadır.
2. Telekulağa takılarak dinlenen askerlerden biri de Kara Harp Okulu Komutanı Tümgeneral Reha Taşkesen’dir. Dinlendiği gerekçesi ile istifa eden Taşkesen verdiği beyanatta; “Göreve geldiğimden beri bazı çevrelerin hedefi olduğumdan, hatta zaman zaman dinlendiğimden şüpheleniyordum. Beni, doğrudan Genelkurmay Başkanına düzenli olarak şikayet eden ihbar mektupları gidiyordu. (...) Şemdinli iddianamesiyle başlayan süreçte TSK’ya karşı planlı bir yıpratma kampanyasının yürütüldüğü ortada. Bu çerçevede üzülerek ve korkarak söylüyorum ki, en baştaki komutandan altlara yayılarak birçok generalin telefonlarının dinlendiği şüphesine sahibim. Bu şüphe sadece bende değil TSKdaki birçok generalde var” demiştir.
3. 13 Mayıs 2006’da İstanbul Bağımsız Milletvekili Emin Şirin Başbakan Erdoğana bir mektup yazarak Telsimin Vodafone şirketine satışı ile ilgili olarak şu soruyu yönetmiştir. “Sayın Başbakan! Yunanistan’da casusluğu tescilli, ABD’de telefon dinlediği CIA Başkanının ağzından açıklanan bir şirkete Telsimi satmak için neden uğraşılıyor.” Emin Şirin’e bunun cevabı verilemeden Telsim satılmıştır.
 
4. 7 Mart 2008 tarihli gazetelerde yer alan bir haber; “Ankara'da You Tube kabusu yaşanıyor. Savcının Başbakan ve müsteşarına küfrettiği ses kayıtları sitede yer aldı. Eski YÖK Başkanı Teziç ile Tuğgeneral Erten'den sonra şimdi de savcı Salim Demirci’nin sözleri YouTube'a düştü.”
5. Bunların dışında son haftalarda sürdürülen Ergenekon operasyonu başta olmak üzere çeşitli operasyonlarda gözaltına alınan ve yargı safhası devam eden kişilere ait en mahrem telefon konuşmaları gerek gazeteler ve kitaplarda ve gerekse internet haber sitelerinde bütün detayları ile yayınlanmaktadır. Bu bilgilerin gazeteci ve yazarların eline nasıl geçtiği ve özel hayatın sırlarını açıklayan bu belgelerin yayınlanmasına gazete ve yayınevi yönetimlerinin nasıl izin verdiği, kişilik haklarına yapılan bu saldırıların neden cezasız bırakıldığı hususu da bir muammadır. Bu vurdumduymazlığın telekulak dinleyicilerini cesaretlendirdiği değerlendirilmektedir.
  
Sonuç olarak; ülkemizin acilen tedbir alınması gereken ciddi bir güvenlik zafiyeti yaşadığı değerlendirilmektedir. Anayasanın amir hükmüne rağmen kişi ve kuruluşların haberleşme hürriyetinin kalmadığı anlaşılmaktadır. Dinlenen kişilerin makam ve mevkileri dikkate alındığında devlet sırlarının uluorta tüm dünya kamuoyuna açık olarak “You Tube misali sitelerde yayınlanmasının hıyanet dışında mantıklı bir açıklaması da yoktur.
Görünen ve algılanan durumun yabancılara haberleşme sistemimizin satılmasından kaynaklandığı söylenebilir. Sıradan kişiler yanında Cumhurbaşkanı, TBMM Başkanı, Başbakan, Bakanlar, Genelkurmay Başkanı, Kuvvet Komutanları Yüksek yargı organlarının yöneticileri dahil istisnasız herkesin küresel güçler tarafından rahatça dinlenebileceği, konuşmaların kontrol edilemeyen bir yerlerde kayda alınabileceği, gündeme getirilmesi için zaman ve zeminin oluşmasının  beklendiği kıymetlendirilmektedir.
Dinleme örnekleri göz önüne alındığında hiç kimsenin “Ben dinlenmedim veya beni asla dinleyemezler” deme lüksü yoktur. Her an en önemli devlet sırlarının uluorta ortaya dökülme tehlikesinin bulunduğu anlaşılmaktadır.
Hükümetin bu konuyu öncelikle ve titizlikle ele alması, acilen önleyici zecri tedbirler uygulaması ve yeni hukuki düzenlemeler getirmesi yararlı olacaktır.
Mülkiyeti ve kontrolü tamamen yabancılara devredilen haberleşme şirketlerine hukuki mevzuatımıza göre ne gibi yaptırımlar uygulanabileceğini bilemiyorum. Ama derhal tedbir alınmadığı takdirde ülkemizin başını çok ağrıtacak telekulak faciasının giderek yayılacağını değerlendiriyorum.
09 Mart 2008 - Dr. Tamer Tahir KUMKALE

ABD EMPERYALİZMİNİN BİR ALETİ OLARAK FETHULLAH GÜLEN ÖRGÜTÜ

ABD EMPERYALİZMİNİN BİR ALETİ OLARAK FETHULLAH GÜLEN ÖRGÜTÜ

CIA'nın Uçan Süpürgesi
Saidi Nursi müritliğiyle, Erzurum'dan yola çıkan gezici vaiz Fethullah Gülen'i, New York-Vatikan-Kudüs'e uçuran süpürügenin bir CIA imalatı olduğunu saptıyoruz.

Saidi Nursi, Yüzyılın başında İngiliz emperyalizminin İslam coğrafyasında egemenlik kurmak için kurduğu Nakşibendi tarikatının bir şeyhiydi. Osmanlı İmparatorluğu'nun yıkılışında işgalci güçlerle işbirliği nedeniyle mahkum oldu, Atatürk döneminde yasaklıydı ama Türkiye NATO'ya girdikten sonra Nur tarikatını kurdu.

ABD yönetimi, NATO vasıtasıyla, üye ülkelerde ve çevre ülkelerde "komünizmle mücadele" adı altında doğrudan kendisinin hükmettiği paralel örgütler kurdu. 1991 yılında İtalya'da bütün NATO üyesi ülkelerde kurulduğu açığa çıkan örgüte Gladyo adı verildi. Oysa kendi kaynaklarında bu örgütlere "SüperNATO" adı veriliyor. Türkiye'deki SüperNATO örgütlenmesi, istihbarat örgütleri içinden doğdu, sonra Türkiye'nin bütün yönetimine egemen hale getirildi. 12 Mart 1971 ve 12 Eylül 1980'deki Amerikancı askeri darbeleri Türkiye'deki SüperNATO örgütü yaptı ve iktidara geldi. Türkiye'deki parlamenter yapı da tamamen SüperNATO'nun güdümüne girdi.

Fethullah SüperNATO'nun Çocuğu

Fethullah Gülen, bugün dört kıtada faaliyet yürüten şeriatçı örgütünün temelini, SüperNATO'nun ilk sivil örgütlenmelerinden olan Komünizmle Mücadele Derneği sayesinde atıyor. İlk şubesini 1954'te İzmir'de açan bu dernek, Türkiye'de şeriatçı sağcı militanların eğitim üssü.
Gülen, Komünizmle Mücadele Derneği'nin ikinci şubesini de memleketi Erzurum'da açtırdığını Küçük Dünyam isimli kitapta övünerek açıklıyor. 1


1
"Ve yine bu devreye ait bir teşebbüs de Erzurum'da Komünizmle Mücadele Derneği'ni açma teşebbüsümüz oldu. O güne kadar sadece İzmir'de vardı. İkincisi Erzurum'da bizim gayretlerimizle açıldı. Bir arkadaşı İzmir'e gönderip tüzük getirttik. Derneği kuracaktık. Ben bir vaazdan sonra anons ettim ve gençleri Caferiye Camii önünde topladık. Gayemiz komünizme karşı örgütlenmekti." (Latif Erdoğan, Küçük Dünyam, AD Yayınları, İstanbul, 1995, s.78.)

Gülen, örgütünün inşasına Nurcu kamplarıyla başladı. Burada sahip olduğu en önemli araç, İzmir Kestanepazarı'nda kurduğu "İmam Hatip ve İlahiyat'a Öğrenci Yetiştirme Derneği"ydi. O sırada, Komünizmle Mücadele Dernekleri'nden yetişenler de "komando kamplarını" kuruyordu. İlginç olan, her iki kampın da aynı mekânlarda düzenlenmesidir. Eğitmenleri de aynıdır; ABD'nin Türkiye'nin NATO üyeliği için koşul olarak kurdurduğu, parasını verdiği, eğitici yolladığı Gladyo. Şeriatçı Nur şakirtlerinin de, faşist ideolojiyi takip eden "Komandolar"ın da efendileri aynıdır:

SüperNATO.
Belletmen olduğu Kestanepazarı yurdunda, gündüz yaramazlık yapanları akşam falakaya çeken Gülen'in bugün hükmettiği güç, Genelkurmay Başkanlığı tarafından 1998 başında hazırlanan bir raporda şöyle sıralanmaktadır: "Yurtiçinde, 85 vakıf, 18 dernek, 89 özel okul, 207 şirket, 373 dersane, yaklaşık 500 öğrenci yurdu ve biri İngilizce yayımlanan 14 dergi, 15 ülkede yayımlanan 300 bin tirajlı Zaman gazetesi, ulusal düzeyde yayın yapan iki radyo ve uluslararası yayın yapan Samanyolu televizyonu; yurtdışında, 6 üniversite ve yüksekokul, 236 lise, 2 ilkokul, 8 dil ve bilgisayar merkezi, 6 üniversiteye hazırlık kursu ve 21 öğrenci yurdu olmak üzere toplam 279 eğitim kuruluşu" bulunmaktadır. 2

2 Batı Çalışma Grubu tarafından hazırlanan Bilgi Notu, s.4 ve 5.

Amerikancı Liderler Sayesinde
Fethullah Gülen'in ABD ile kurduğu köprü hep işlektir. Gülen, yükselişindeki büyük basamakları Amerikancı liderlere borçludur.
Örgütün kuruluşuna harç koyan, 1960'lı yıllarda dönemin uzun süre başbakanlık yapan Süleyman Demirel'dir.

Gülen, uluslararası ölçekte faaliyetini, ABD'nin Türkiye'de en güçlü olduğu yılda, 1980'de başlatmıştır. Devletin içindeki kaynakları o kadar sağlamdır ki, askeri müdahale yapıldığı 12 Eylül'den bir gün sonra 13 Eylül 1980'de,hakkındaki operasyon emrini öğrenip kaçabilmiştir.

12 Eylül yönetimi, bir yandan aranıyor iken onu Çanakkale Merkez Vaizliği'ne atamıştır.

12 Eylül döneminde örgütlenme faaliyetleri katlanarak devam etmiştir. Gülen örgütüne sıçramayı yaptıran, 1986'da yakalanmışken onu İzmir Sıkıyönetim Komutanlığı kuvvetlerinin elinden alan dönemin başbakanı Turgut Özal'dır. Gülen, en büyük gelişmeyi, ABD vatandaşlığı ve CIA görevliliği Genelkurmay Askeri Mahkemesi'nce soruşturulan Tansu Çiller'in başbakan olduğu 1993-1997 yılları arasında yaptı.

Gülen,Çiller iktidarında Türk Silahlı Kuvvetleri'nin terfi ve tayinlerine bile müdahale edecek güce ulaşmıştı.

Fethullah Gülen, bir orgeneralin kuvvet komutanı olarak atanmaması için hangi girişimlerde bulunduğunu bizzat kendisi 10 Ekim 1995'te basın toplantısında açıklamıştı.

Reagan'ın Demokrasi Projesi ve Ulusal Demokrasi Vakfı

Fethullah Gülen örgütünün sıçrama yapmasıyla, ABD'nin dünyadaki etkinliğinin artması arasında bir paralellik bulunuyor.
Gülen örgütü, ABD'de Reagan iktidarında, Sovyetler'i çözmek amacıyla yürütülen ve 1981'de resmileşen "Demokrasi" projesinin bir ürünü olarak serpiliyor. Demokrasi projesi, 1970'li yıllarda, ABD Ulusal Güvenlik Konseyi'nin belirlediği Yeşil Kuşak politikasının bir üst aşamaya çıkarılmış hali.
ABD'nin Çelik Çekirdeği, bir yandan en katı Amerikancı askeri diktatörlükleri ayakta tutarken, bir yandan da örgütlediği CIA muhalefetine "insan hakları ve demokrasi" ihracı görevi veriyordu. "İnsan hakları"ndan kasıt, tabii ki etnik, dinsel ve kültürel haklardı. Dünyanın her yanını saran din ve mezhep savaşları, mikro milliyetçiliğin kışkırtılmasıyla milyonların canına mal olan milli boğazlaşmalar, bu projenin eseridir. Bu projeyi yürütmek için bir de örgüt kuruldu. National Endowment for Democracy. Yani Demokrasi Vakfı. Kısa adıyla NED diye anılan vakfın, CIA'dan daha etkin bir örgüt olduğu Newsweek dergisi tarafından teslim ediliyor.

ABD'nin "Project Democracy" si İslam ülkelerinde "ılımlı İslam"ın geliştirilmesi olarak piyasaya sürüldü. Ilımlı İslam ideolojisiyle, hem "dinlerarası diyalog" için zemin oluşturuluyordu, hem de ABD'nin laiklik zemininde yükselen ulusal devletleri tahrip etmesinin aracı olarak işlev görüyordu. Ilımlı sözcüğü, İslam fundemantalizminde bir ılımlılık değildi. Şeriatın koyu iktidarı için mücadele eden Ilımlı İslamcı örgütler, ABD yönetimine ve politikalarına karşı "ılımlı" olmalıydı.

Pentagon tarafından İslam coğrafyasında "ılımlı İslam" hareketinin önderi olarak sayılan Gülen, kendi cemaatine ait Zaman gazetesinin 4 Eylül 1997 tarihli sayısında yayımlanan açıklamalarında, Batı ile ilişkiler hakkında şu değerlendirmeleri yaptı:

"İnanmış bir insanın Batı karşısında, Batı'yla entegrasyon karşısında, Amerika'yla entegrasyon karşısında olması katiyyen düşünülemez." 3
3 Zaman gazetesi, 4 Eylül 1997

Gladyo'nun Rolü
Gülen örgütü, 12 Eylül Amerikancı askeri darbesinin "Türk İslam sentezi"ni resmi kültür politikası olarak benimsediği, tarikatların "sivil toplum örgütü" olarak kutsandığı, yeşil sermayenin önünün dizginsiz açıldığı koşullarda gelişti.


Gülen örgütünün gelişmesi, sadece bu iklimin dolaysız sonucu değil. Devlet içinde örgütlenen Amerikancı paralel devletin doğrudan bir müdahalesi var. Gülen'in Ege Ordu ve Sıkıyönetim Komutanlığı'nca yakalanmasına karşın aynı gün serbest bırakılmasıyla, cezaevindeki ülkücü gençlerin gruplar halinde Fethullah Gülen örgütüne intisap etmeleri aynı döneme rastlıyor. Gülen'in, Gladyo'nun tetikçileri Abdullah Çatlı ve Haluk Kırcı'larla ilişkisi de 1980'li yılların sonunda örülüyor. 1980 öncesinde MHP'ye bağlı Ülkü Ocakları Derneği'nin Genel Başkan Yardımcısı Abdullah Çatlı'nın 1996 yılında Türkiye'de büyük yankılara yol açan bir trafik kazasında üst düzey bir emniyet mensubuyla birlikte ölmesiyle, Özel Harp Dairesi'nin yetiştirdiği Gladyo tetikçilerini kamuoyu önüne çıkarmıştı.

Gülen, bu yıllarda cezaevinde mağdur durumdaki sahipsiz ülkücülere büyük maddi yardımlarda bulunuyor. Komünizmle Mücadele Derneği'yle Fethullah Gülen'in ikinci kucaklaşması bu döneme denk düşüyor. MHP'nin ikiye bölünmesi, Muhsin Yazıcıoğlu'nun Büyük Birlik Partisi'ni kurmasında da Fethullah Gülen'in belirleyici rolü saptanıyor.

Büyük Birlik Partisi'nin militanları 1990 sonrasındaki bütün uluslararası etnik terör eylemlerinde rol alıyor: Bosna'da, Çeçenistan'da, Gürcistan'da, Azerbaycan'da, Keşmir'de ve Sincian'daki şeriatçı terör militanlarının kaynağı Büyük Birlik Partisi oluyor.

Moon Tarikatı ve Fethullah Gülen
Fethullah Gülen'in CIA ile ilişkilerini sürdürmede en önemli örtülerinden biri, Dinlerarası Diyalog oldu. Bu örtü de bir ABD imalatı. 1950'lerden itibaren dünyanın efendiliğine soyunan ABD, kıtalararası imparatorluğunu sürdürmek için, her kıtasal din içinde kendisine bağlı bir tarikat örgütledi. Bu tarikatların hepsinin söylemi aynı: Dinlerarası diyalog.

CIA denetiminde yürütülen bu faaliyetin ilk başarılı örneği Moon tarikatı. 1951'de Kore'yi işgal eden ABD, Güney Kore'yi sömürgeleştirirken bir de Hıristiyan tarikatı kurdu. Ve Güney Kore nüfusunun yüzde 40'ı, Budistlikten vazgeçip Hıristiyan oldu. Bu başarıdaki en önemli pay, bilinen adıyla Moon tarikatının. Resmi adıyla anarsak;Birleştirme Kilisesi.

CIA'nın kurduğu Kore CIA'nın Washington temsilcisi Albay Bo Hi Pak da, Moon tarikatının en güçlü ismi. CIA, Moon tarikatını kullanarak Dünya Anti Komünist Ligi'ni örgütledi. Türkiye'de kurulan Komünizmle Mücadele Dernekleri de, Dünya Anti Komünist Ligi'nin uzantıları. Moon tarikatı, 1978'de, ABD'de bir Kongre soruşturmasına uğradıysa da etkisini yitirmedi. Reagan döneminde Irangate skandalında boy gösterdiğini görüyoruz. George W. Bush iktidarında Moon tarikatının sahibi olduğu Washington Timas gazetesi, neoconservatism ve ABD saldırganlığının başlıca araçlarından biri oldu.
Fethullah Gülen'in Türkiye'de yayınlanan Zaman gazetesi ile Washington Times arasında sıkı işbirliği artarak sürüyor.

İsrail ile İlişkinin Ayırt Ediciliği
Moon tarikatının, Latin Amerika'daki askeri diktatörlüklerle, İsrail üzerinden kurduğu uyuşturucu ve terör bağı dikkat çekici. Fethullah Gülen'in İsrail ile yakın ilişkisi de onun en ayırt edici özelliği. Körfez Savaşı'nda, Irak yönetiminin İsrail'e attığı Scud füzesi üzerine İstanbul'da verdiği vaaz ve döktüğü göz yaşları ve ettiği bedduaların kaseti, İslamcılar tarafından elden ele dolaştırılıyor.
İsrail ile ilişki, ABD açısından kilit öneme sahip. Graham Fuller'in İslamcı hareketi konu alan Kuşatılanlar kitabında, İslamcı hareketlerin Batı ile entegrasyon için yapması gerekenlerin başında İsrail ile iyi ilişki geliyor.4
4 G. Fuller, I. O. Lesser, Kuşatılanlar, Sabah Kitapları, İstanbul, 1996, s.126.


Gülen'in İslamcı kitleleri kendisinden soğutma tehlikesine karşın, Kudüs Başhahamı ile yakın ilişkisi ve Fethullahçıların işadamları derneği İŞHAD'ın İsrail'le bağları, bu politikanın gereği olarak kuruluyor.

"Abramowitz'le Beni Kasım Gülek Tanıştırdı"
Moon tarikatı ile Fethullah Örgütü arasındaki bağ, hedef benzerliğinden ibaret değil. Organik ilişki var. Moon tarikatının Türkiye halifesi, Cumhuriyet Halk Partisi eski Genel Sekreterlerinden Kasım Gülek ile Fethullah Gülen'in dostluğu artık saklanmıyor
Gülen'in reklamını değişik yayın organlarında yapan yazar Hulusi Turgut, 21 Ocak 1998 tarihli Yeni Yüzyıl'da bu ilişkiyi şöyle anlatıyor:

"Kasım Gülek, Fethullah Gülen'le çok iyi dostluk ilişkileri içinde bulundu. Gülen, Kasım Gülek'le sık sık görüşürdü. Vefatı üzerine bu eski dostunun cenaze namazını kıldırmıştı. Fethullah Gülen'e sorduk: 'Amerika, sizlerle ilgili referansı merhum Kasım Gülek'ten mi aldı?' Gülen bu konuda şunları söyledi: 'Kasım Gülek beyin baldızı Amerika'daydı. Yani Pentagon'la irtibatları vardı. Eğer kendisine değişik patformlardan, Beyaz Saray'dan sormuşlarsa 'Bunlar nedir?' diye, o da 'Endişe edilecek bir şey yoktur' demiştir, referans vermiştir." 5
5 Yeni Yüzyıl gazetesi, 21 Ocak 1998


Gülen, 1 Eylül 1997 tarihli Zaman gazetesinde bu ilişkiyi şöyle açıklıyor:
"ABD'de görüştüğüm insanlardan biri Abramowitz'di. O, Türkiye'de bir zaman elçi olarak kalmıştı. Müşterek dostumuz Kasım Gülek Bey vardı. Onun vasıtasıyla gıyaben onu tanıyorduk� Türkiye, şimdiye kadar çok ölüm-kalım krizlerine maruz kalmıştır. Bunu isterseniz bir kriz sayın ama bu millet bunu aşar dedim. Hatta bu ses, imkânı varsa Beyaz Saray'a kadar, Kongre'ye kadar, Pentagon'a kadar götürülmeli dedim." 6

6 Zaman gazetesi, 1 Eylül 1997

Gülen, 1992 yılında ABD'ye gittiğinde, Kasım Gülek'in, Pentagon'da albay olarak görev yapan, sonra şüpheli bir şekilde ölen baldızı aracılığıyla Pentagon ve CIA yönetimi ile ilişkiye geçtiğini de anlatıyor.
Moon tarikatı ile Fethullah Gülen'i birleştiren bir diğer isim;Galdoy'nun tetikçisi Abdullah Çatlı. Çatlı, 1981 yılında Dünya Anti Komünist Ligi'nin toplantısına katılıyor. 1992'de Gülen'i ABD'de havaalanında karşılayan da, Abdullah Çatlı.

Falun-Gong, Scientology, Moon ve Gülen Birlikteliği
Hızla yayılan ve büyük mali olanaklara sahip CIA bağlantılı bir başka tarikat da, Scientology adını taşıyor. Scientology'nin, gerek ABD'de gerek Avrupa'da en sıkı ilişki içinde olduğu güç, Fethullah Gülen örgütü. Scientology, aynı zamanda Moon tarikatı ile çok sıkı ilişki içinde. CIA'nın denetimindeki bir diğer tarikat da Çin'de faaliyet yürütüyor:

Falun-Gong.

Her dört tarikatın da teorisi, dini yorumlayışları, çalışma tarzları ve hedefleri arasında olağanüstü uyum var. Kuşkusuz bunun nedeni, komuta merkezinin aynı olması.Hepsi, CIA'nın örtülü faaliyetleri için kullanılıyor ve yönlendiriliyor.

Hıristiyan Misyonerlerinin Yolunu İzledi
Türkiye'de diğer tarikatlar Kur'an kursu ve imam hatip liseleri gibi doğrudan dini eğitim kurumlarına önem verirken, Fethullah Gülen cemaati, Turgut Özal döneminde, yurtiçinde özel Anadolu liseleri ve kolejler açmaya başladı. Fethullah Gülen, bu okullarda, Hristiyan misyonerlerinin taktiğini izleyerek, temel bilimler alanında eğitime ağırlık verdi.

Osmanlı İmparatorluğu'nda örgütlenmek isteyen Hıristiyan Misyonerleri de, once teoloji alanında eğitim veren okullar kurmak istemiş, başarılı olamayınca, temel bilimler alanında eğitim veren kolejler kurmuştu. 1915 yılında Osmanlı coğrafyasında, Hıristiyan Misyonerleri'nin Amerika'daki en büyük örgütü American Board'a bağlı 600'den fazla okulu vardı. Amerikan kolejleri, Osmanlı İmparatorluğu'nun parçalanmasında çok önemli roller oynadı.

Atatürk,Cumhuriyet'le birlikte bu okulları kapattı. Türkiye, NATO'ya girdikten sonra bu okullar yeniden açıldı.

Misyoner kolejlerinde Hıristiyanlık eğitimi gizli yapılıyordu. Fethullah okullarında tarikat eğitimi ise yurtlarda ve öğrencilerin barındırıldığı "Işık evi" denen apartman dairelerinde yapılıyor. Üniversiteye girmenin çok zor hale getirildiği Türkiye'de Fethullah Gülen'in kurduğu okullarda, devlet okullarından daha iyi eğitim veriliyor, bu nedenle aileler çocuklarını getirip Fethullah'a teslim ediyorlar. Ancak bu liselerden yetişen çocukların tamama yakını, Türkiye Cumhuriyeti'ne, Atatürk'e düşman hale getiriliyor, ABD hayranı yapılıyor.

Uluslararası Okullar Nasıl Kuruldu?
Sovyetler Birliği'nin çözülmesi üzerine Gülen örgütü uluslararası okullar atağına geçti. Gülen'in öncelik verdiği ülkeler de dikkat çekici: Orta Asya, Kafkaslar, Balkanlar.
1992'den itibaren, öncelikle Orta Asya Türk cumhuriyetleri olmak üzere Kafkas ve Balkan cumhuriyetlerinde, "Fethullahçı" diye bilinen vakıf ve şirketler, art arda kolejler açtılar.

Ardından Asya ve Afrika ülkeleri geldi.Şu anda 5 kıtada, 52 değişik ülkede 21 öğrenci yurdu, 6 üniversiteye hazırlık kursu, 257 lise, 21 dil okulu ve 6 üniversiteleri bulunuyor. Okullar için bir yılda harcanan paranın toplamı, Gülen tarafından 1 milyar 205 milyon dolar olarak belirtiliyor.
ABD'nin Soğuk Savaş döneminde, Sovyetler Birliği'ni içeriden çökertmek için örgütlediği ve büyük olanaklarla yürüttüğü "CIA muhalefeti"nin, Gülen örgütünün önünü açtığını saptıyoruz. Sovyet blokuna karşı yürütülen psikolojik savaşın en önemli aygıtı Hür Avrupa Radyosu, Fethullah Gülen'i bültenlerinin baş konusu yapıyor. Amerika'nın Sesi radyosunun değişik lehçelerdeki Türkçe yayınlarında, Gülen ve misyonu döne döne övülüyor.
Osmanlı İmparatorluğu toprakları içinde açılan Amerikan kolejleri kime hizmet ettiyse, Gülen'in okulları da aynı hizmeti görüyor. Bu okullar hep CIA'nın ilgi duyduğu ülkelerde açılıyor. Okullara ABD'deki Yahudi lobisinin de ilgi duyduğuna dikkat çekiliyor.

CIA'nın İlgi Alanlarında
Okulların ülkelere dağılımı şöyle oldu: Kazakistan (28), Rusya Federasyonu'na ait çeşitli bölgeler (24), Özbekistan (18), Türkmenistan (15), Azerbaycan (14), Kırgızistan (11). Bunları Arnavutluk ve Moğolistan (4'er); Afganistan, Irak, Gürcistan, Ukrayna ve Romanya (5'er); Moldova (2); Pakistan, Bangladeş, Makedonya, Macaristan, Fas, Güney Afrika, Sudan, Endonezya, Tayland ve Tayvan birer okulla izliyor.


Dünyadaki uyuşturucu merkezlerinden Tayland'ın sınırındaki Çenday kentine gidip okul ve yurt açmanın Türkiye açısından bir anlamı bulunmuyor, ama CIA açısından çok anlamlı.

 

Okulları Açan Şirketler
Beş kıtaya yayılan okullar için Türkiye'de şirketler kuruldu. Bu şirketler, yurtdışında açacakları okullar için Türk Milli Eğitimi'ne başvurup, izin aldı. Ardından, görev alacak eğitim ordusu belirlendi. Sayıları 4 binin üzerinde olan öğretmenlerin yaşları 22-35 arasındaydı. Hepsi, çok iyi İngilizce öğrenmişti. Fethullah Gülen'in tavsiye ve teşviklerine uyarak okulları açmak için şu şirketleri kurdular: Çağ Öğretim İşletmeleri AŞ, Feza Gazetecilik AŞ, Şelale AŞ, Eflak AŞ, Kazak Türk Liseleri Genel Müdürlüğü, Sebat AŞ, Silm AŞ, Taşkent Eğitim Şirketi, Serhat Eğitim Öğretim ve Sağlık Hizmetleri AŞ, Tolerans Vakfı, Ufuk Eğitim Vakfı, Toros Eğitim Hizmetleri Turizm ve Ticaret AŞ, Ertuğrul Gazi Eğitim Öğretim AŞ, Karaçay Çerkes Toros Eğitim Hiz. Tur. ve Tic. AŞ, Palandöken Eğitim Öğretim Hiz. AŞ, Dunae 94 Şti., Özel Burg AŞ, Dostluk Yurdu Derneği, International Hope Ltd. Company, Fezalar Eğitim Öğretim Ticaret Limited Şirketi, Çağlar Eğitim Mal. Ltd. Şti, Balkanlar Eğitim ve Kültür Vakfı, S.C. Lumina SA Şirketi, Gülistan Eğitim Yayın ve Ticaret Ltd. Şti., Sema Eğitim Öğretim İşletmeleri AŞ, Samanyolu AŞ, Türkiye Sağlık ve Tedavi Vakfı, Yayasan Yenbu Indonesia Vakfı.

Okulları ABD'nin Desteğiyle Açıyoruz İtirafı
1998 yılında Fethullah Gülen hakkında, Türkiye Cumhuriyeti'nin laiklik ilkesini değiştirmek için terör örgütü kurduğu savıyla tutuklama kararı çıkartıldı. Gülen, ABD'ye kaçtı. 6 yıldır ABD'nin Pensyllvania eyaletinde yaşıyor. Gülen, ABD'de uluslararası okulların, ABD4nin isteği vedesteğiyle kurulmduğunu itiraf etti.

"Amerikalılar istemezlerse kimseye dünyanın değişik yerlerinde hiçbir iş yaptırmazlar. Şimdi bazı gönüllü kuruluşlar dünya ile entegrasyon adına gidip dünyanın değişik yerlerinde okullar açıyorlarsa, Amerika ile çatıştığınız sürece bu projelerin gerçekleştirilmesi mümkün olmaz." 7

7 Nevval Sevindi, Fethullah Gülen ile New York Sohbeti, Sabah Kitapları, 4. basım, İstanbul, Aralık 1997, s.39.

Gülen, gücünü ABD yönetiminden aldığını da saklamıyor:

"Amerika şu andaki konum ve gücüyle bütün dünyaya kumanda edebilir. Bütün dünyada yapılacak işler buradan idare edilebilir. Amerika hâlâ bu dünya gemisinin dümeninde oturan bir milletin adıdır. Amerika daha uzun zaman dünyanın kaderinde çok önemli rol oynayacaktır. Bu realite kabul edilmeli. Amerika gözardı edilerek şurada burada bir iş yapılmaya kalkılmamalı " 8

8 Nevval Sevindi, Fethullah Gülen ile New York Sohbeti, Sabah Kitapları, 4. basım, İstanbul, Aralık 1997, s.39.

ABD Büyükelçisi Mark Parris'in Rolü
ABD ile bağı, onun Türkiye Cumhurbaşkanı'nın korumasına girmesine yol açabilecek kadar güçlüydü.

Fethullah Gülen'e bağlı Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı'nın, 25 Aralık l997 günü düzenlediği "Ulusal uzlaşma, hoşgörü ve diyalog" ödül töreninde, Cumhurbaşkanı Demirel'e de "şükran plaketi" verilmişti.

Oysa o tarihte Fethullah Gülen'in okulları basılıyor,Türkiye Cumhuriyeti karşı faaliyetleri nedeniyle hakkında adli soruşturma yürütülüyordu.
Cumhurbaşkanı Demirel, irticaya karşı mücadelede devlet kurum ve kuvvetlerinin bütünlüğünü bozan bu konuma neden geldiği önemliydi.

Demirel'i Fethullah'ın ödülünü almaya ABD Ankara Büyükelçisi Mark Parris ikna etti.

Mark Parris, İran'da 8-11 Aralık l997 tarihleri arasında yapılan İslam Konferansı Örgütü'nün Tahran zirvesinden dönüşünde Demirel'i ziyaret etti. Demirel, İKÖ'nün Türkiye'ye karşı tutumunu protesto ederek, zirveyi bir gün önce terk etmişti. Parris, Aralık ayının ikinci haftasında yapılan görüşmede, Türkiye'nin Ortadoğu ve Orta Asya'da "Ilımlı İslam"dan yana tavır almasını savundu. Fethullah Gülen'i övdü.

Türkiye'ye gelir gelmez Demirel ile "on gün içinde üç kez görüştüğünü" söyleyen Mark Parris, ABD'nin Çelik Çekirdeği'nin has adamlarından. Beyaz Saray'dan Ankara'ya geldi. Bill Clinton'un yakın ekibi içindeydi. Ulusal Güvenlik Konseyi'nin, Türkiye'yi de kapsayan Yakındoğu ve Güney Asya sorumlusu iken Türkiye'ye atandı.

Mark Parris'in Fethullah Gülen'e ilgisi, Ankara'ya geldikten sonra başlamıyor. Gülen'in, ABD'de devlet ricali tarafından kabul görmesini sağlayan da, Mark Parris'in başında olduğu Yakındoğu ve Güney Asya Bölümü'ydü. Fethullah Gülen'in, Beyaz Saray'ın yol vermesiyle, ABD'de 14 önemli temasta bulunduğu belirtiliyor.

Demirel'e ödül töreni için Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı'nın davetiyesini götüren kişinin, ABD'nin eski Büyükelçisi Abramowitz'in mesajını da ilettiği ifade ediliyor.

Fethullah'ın Okullarında CIA Ajanı Öğretmenler
Fethullah Gülen cemaati tarafından yurtdışında, özellikle de Türk Cumhuriyetlerinde açılan okullarda, diplomatik pasaportlu Amerikalı CIA ajanları, "İngilizce öğretmeni" diye barındırılıyor. Bu işbirliği, Türkiye'de yapılan üst düzey resmi bir toplantıda, bizzat Fethullahçı okul yöneticisi tarafından itiraf edildi. Durum, devletin resmi olarak yayımladığı kitapla da belgelendi.

Tarih, 3 Mart 1997. Yer, Ankara'daki Başkent Öğretmenevi. Önemli bir toplantı yapılmaktadır. Ev sahibi, Milli Eğitim Bakanlığı Yurtdışı Eğitim Öğretim Genel Müdürlüğü. Konu, yurtdışında açılan Türk okullarının sorunları. Toplantıya, başta Milli Eğitim Bakanı Mehmet Sağlam olmak üzere bakanlığın bütün üst düzey bürokratları katılıyor. Dahası; Başbakanlık'tan, MİT'ten, Dışişleri Bakanlığı'ndan temsilciler de katılımcılar listesinde. Ve elbet, yurtdışında okul açmış vakıf ve özel şirket yetkilileri de hazır.

Sıra, Özbekistan'daki 18 okulun sahibi gözüken Silm A.Ş.'nin yetkilisi Mehmet Mesut Ata'ya gelir. Bu okullar da, "Fethullahçılara ait" diye bilinmektedir. Ata, birçok talebini dile getirir. Sözlerini Amerika'nın Özbekistan'daki bir uygulamasını örnekleyerek bağlar. MEB'in yayımladığı Yurtdışında Açılan Özel Öğretim Kurumları Temsilcileri-İkinci Toplantısı adlı kitabın 63-64. sayfalarından okuyalım:

"Amerika Birleşik Devletleri, dostluk köprüsü adı altında getirdikleri 70 öğretmene diplomatik statü kazandırmışlardır. Biz de, eğer devletimiz, büyükelçiliğimiz, bu konuda diplomatik statü konusunda bize yardımcı olursa Türk öğretmenlerinin, Türk eğitim elemanlarının itibarlarının biraz daha artacağını zannediyoruz." 9

9 Yurtdışında Açılan Özel Öğretim Kurumları Temsilcileri-İkinci Toplantısı, sayfa: 63-64. MEB Yayınları

CIA'cılar Fethullah Okullarında
Ama ABD, CIA ajanlarını kamufle etme ihtiyacı bile duymamış, hepsinin cebine diplomatik pasaport koymuştu.
Özbekistan'da diplomatik pasaportla bulunan ABD'li "öğretmen"lerin çoğu, Fethullah Gülen cemaatinin okullarında çalışmaktaydılar. İngilizce dil "öğretmeni" olarak gösterilmişlerdi.
Kırgızistan'da da 50-60 kadar Amerikalı "öğretmen" vardı. Bunlar da diplomatik pasaportluydu. Ve Kırgızistan'da "Fethullahçı" diye bilinen okullarda "öğretmenlik" yapıyorlardı.
Fethullah Gülen'in okulları, eğitim dili olarak da Türkçeyi değil, İngilizceyi kullanmaktadır. Özellikle hazırlık sınıflarında haftalık ortalama 24 saati bulan İngilizce derslerine, çoğu okulda ABD'li ve İngiliz "öğretmenler" giriyor.

CIA, Fethullah'ın Öğretmenlerine Resmi Pasaport Veriyor
Olayın ABD cephesi ise, 1 Mart 1998 tarihli Aydınlık'ta Doğan Duyar'ın haberiyle irdelendi. Nur tarikatının başı Fethullah Gülen'in yurtdışındaki okullarında çalışan bine yakın ABD'li öğretmende, yalnızca devlet görevlilerine verilen ABD resmi pasaportu var. Çoğunluğu Türk Cumhuriyetleri'nde faaliyet yürüten okullardaki ABD'li öğretmenler, İngilizce adıyla "official passport" sahibiler. Amerikan Eğitim Bakanlığı personeli olmayan ABD'li öğretmenlerin, normal olarak turist pasaportu sahibi olmaları gerekiyor. Ancak, Amerikan devleti, Gülen'in okullarında çalışanları resmi görevli sayıyor. Bu nedenle diplomatik pasaportla eşdeğerdeki resmi pasaport veriyor. Türkiye'deki karşılığı "yeşil pasaport" olan "official passport", ABD'li öğretmenlere diplomatik dokunulmazlık sağlıyor.

Amerikalı kaynaklar, bu pasaportların CIA'nın talimatıyla düzenlendiğine işaret ediyorlar.

Alıntı: Adnan Akfırat,Teori Dergisi Şubat 2005

BİL OĞLUM

BİL OĞLUM

gün gidende ay gelende gel oğlum
cihan yanar sen gülende gül oğlum
bir yol vardır hakk yoludur bul oğlum
yeri bilmek göğü bilmek bil oğlum

çabuk büyü çabuk yetiş tez oğlum
çakal gezen şu dağlarda gez oğlum
çabuk büyü çabuk yetiş tez oğlum
çakal gezen şu dağlarda gez oğlum

gez oğlum
vatanına göz dikeni ez oğlum.!
dostun kim düşmanın kim sez oğlum
tarihini şerefinle yaz oğlum
yaz oğlum.!

gez oğlum
vatanına göz dikeni ez oğlum.!
dostun kim düşmanın kim sez oğlum
tarihini şerefinle yaz oğlum
yaz oğlum.!

senden gider sonsuzluğa yol oğlum
dört bir yana salmalısın kol oğlum
ekmeğini aç olanla böl oğlum
haram yeme, hakk uğruna öl oğlum.!

çabuk büyü çabuk yetiş tez oğlum
çakal gezen şu dağlarda gez oğlum
çabuk büyü çabuk yetiş tez oğlum
hain gezen şu dağlarda gez oğlum

gez oğlum
vatanına göz dikeni ez oğlum.!
dostun kim düşmanın kim sez oğlum
tarihini şerefinle yaz oğlum
yaz oğlum.!

gez oğlum
vatanına göz dikeni ez oğlum.!
dostun kim düşmanın kim sez oğlum
tarihini şerefinle yaz oğlum
yaz oğlum.!

zulum dolu saltanattan in oğlum
zalimlere duymalısın kin oğlum
nefis kibir mantık yutan dev oğlum
mağrur olma insanları sev oğlum

çabuk büyü çabuk yetiş tez oğlum
çakal gezen şu dağlarda gez oğlum
çabuk büyü çabuk yetiş tez oğlum
hain gezen şu dağlarda gez oğlum

gez oğlum
vatanına göz dikeni ez oğlum.!
dostun kim düşmanın kim sez oğlum
tarihini şerefinle yaz oğlum
yaz oğlum.!

gez oğlum
vatanına göz dikeni ez oğlum.!
dostun kim düşmanın kim sez oğlum
söz ver bana geç karşıma söz oğlum.!

MEDENİYETLER BULUŞMASI - İSLAM ve HOCA EFENDİNİZİN BU KONUDAKİ TUTUMU

1 Bizler peygamber efendimizin "Haksızlığa Susan Dilsiz Şeytandır" hadis-i şerifinden yola çıkarak üzerimize düşeni yaparak sizleri uyarmayı bir görev biliyoruz. Ve Görevimizi Yerine Getiriyoruz.

KONU 1 : MEDENİYETLER BULUŞMASI - İSLAM ve HOCA EFENDİNİZİN BU KONUDAKİ TUTUMU



- Ey iman edenler! Yahudileri ve hıristiyanları dost edinmeyin. Onlar birbirlerinin dostudurlar. Sizden kim onları dost edinirse, şüphesiz o onlardan olur. Şüphesiz Allah, zalim kavmi doğru yola iletmez. (Maide 51)

- Sen onların milletlerine tabi olmadıkça ne yahudiler, ne de hıristiyanlar senden asla hoşnud ve razı olmayacaklar.( Bakara 120)

Sizlerinde bildiği gibi medeniyetler buluşmasına dinimiz İslam tamamen karşıdır.
Zaten bir müslüman asla Hz. İsa'ya, Hz. Musa'ya kötü söz söyleyemez, çünkü onlara da inanır. Ama onlar Hz. Muhammed'e inanmaz! İslam zaten en üsttedir, en kapsamlıdır.
Ilımlı İslam - Aşırı İslam diye birşey yoktur, dinimizin adı "İSLAM"dır. Dinimizin başına ek koyanlar kafirlerdir.

Ancak Hoca Efendiniz Fetullah GÜLEN medeniyetler buluşması masalına bizzat önderlik etmiştir.

Kayitsiz sartsiz desteginden emin olduklari yabanci ruhaniler ise sunlar: Kardinal Francis Arenzi (Dinlerarasi Diyalog Konseyi Baskani), New Yok Baspiskoposu Kardinal John O'Connor, A.B.D. Katolik universitesi'nden Prof.Dr. Sidney Griffith, Prof.Dr. Dale Eickelman, Dr. Thomas Walsh, Neil Albert Salonen , Richard Rubinstein, Israil Hahambasisi Dahsi Doron, Fener Rum Patrigi Bartholomeos. Fethullahcilara gore A.B.D. yonetiminin garantili guvence verdigi Hristiyan ve Musevi ruhanileri, Islam Dunyasinda muhatap olarak yalnizca kendilerini taniyorlar ve dayanisma gosteriyorlar. Fethullahcilarin bu isbirligi ve dayanisma ya da tâbiyet konuda hic de abartma yapmadiklarina iliskin iki ornegi geçmişte yasamis bulunuyoruz.
Örnegin, Turkiye Katolik Cemaatleri Ruhani Reisler Kurulu Genel Sekreteri Monsenyor Georges Marovitch, sanki uzerine dusen vazifeymis gibi, 20 Eylul 1999'da yaptigi bir aciklamayla Fethullah Gulen'in Nobel Baris Ödulu'ne lâyik oldugunu aciklamis ve kendisine ovguler yagdirmistir. Ertesi gunu de, Fethullahci "Gazeteciler ve Yazarlar Vakfi"nin Istanbul'da Cemal Resit Rey Salonu'nda duzenledigi "Birlikte Yasama Sanati Hosgoru 700 Sempozyumu"na, Turkiye'deki fethullahcilarin ve yandaslarinin ve de muhiplerinin yanisira, Turklere dusmanligi ile anilan Fener Rum Patrigi Bartholomeos, Katolik Cemaati Ruhani Reisler Kurulu Baskani Lui Pelatre, Genel Sekreteri Georges Marovitch, Musevi Hahambasi Vekili Ishak Haleva, Salom Gazetesi yazari Yusuf Altintas, Ermeni Patrigi Temsilcisi Kirkor Damatyan, Suryani Cemaati Temsilcisi Dr. Ayhan Basaranlar katilarak sözleri ile yogun alkis almislardir.



KONU 2 : ABD ve FETULLAH GÜLEN DOSTLUĞU



Bildiğiniz üzere uzun süredir Fetullah Gülen ABD'de kalmaktadır.
Şimdi aklı mantığı yerinde olan; Fetullah Gülen'e sempati besleyen, onun önderlik ettiği cemaatte bulunanlara bir soru...

HİÇ ABD MÜSLÜMAN ve TÜRKİYE'Yİ SEVEN, İYİ NİYETLE TÜRK OKULLARI AÇAN BİRİNE DESTEK VERİR Mİ?
ŞAYET "FETULLAH GÜLEN" GERÇEKTEN ÜLKEMİZE-DİNİMİZE FAYDALI BİR BİREY OLSA ABD YA TÜRKİYE'YE İADE EDERDİ YADA KENDİ ÜLKESİNDE ONU ETKİSİZ HALE GETİRİRDİ...

YOK AMERİKA BİZİM ve MÜSLÜMANLARIN DOSTU DİYORSANIZ SİZE ZATEN DİYECEK BİR SÖZÜMÜZ YOK!



Alıntı:http://diyalogmasali.atspace.com/

Mehdi yaratma sanatı ve kullanım kılavuzu

Mehdi yaratma sanatı ve kullanım kılavuzu

SAİD Nursi'nin çınar ağacına elde çay bardağı sokakta yürür gibi çıktığına inanan büyük bir kara kalabalık var bu ülkede. Bu gerçek mucizeyi (!) Mustafa Yıldırım'ın "Meczup Yaratmak" (Ulus Dağı Yayınları, s. 119) kitabından öğreniyoruz. Mustafa Yıldırım da bu peygamber mucizesini Bediüzzaman'ın şakirtlerinden Süleyman Şahiner'in "Hatıralarda Bediüzzaman" (s. 188) adlı menkıbeler kitabından aktarmış.

Haydi gelin bu ortamda demokrasiden, özgürlüklerden ve insan haklarından konuşalım, isterseniz. Böyle bir ortamda yetişen babayiğitler elbette seçimlerde aldıkları oyu hukuk devletini çiğnemek için kullanacaklardır. Yargı karşısında kendilerini Kuran ayetleriyle savunacaklardır.


YAZMIŞ AMA YANMIŞ!

Mustafa Yıldırım'ın kitabını ağzım bir karış açık hayretler içinde okuyorum: Said Nursi (Kürdi) kendi ağzından yazılan özyaşamöyküsünde, yirmi yıllık eğitimi üç ayda tamamladığını söylemektedir (s. 11). Said Nursi beş günde inorganik kimyayı öğrenip bir öğretmeni yenmiştir. Prof. Dr. Şerif Mardin, Said Nursi'nin bir cebir kitabı yazmış olduğunu ileri sürer (s. 20); ancak Süleyman Şahiner ortada olmayan kitabın bir yangında yok olduğunu belirtir.

Said Nursi kendi ağzından yazılan kitapta tarih, coğrafya, riyaziyat, jeoloji, fizik, kimya, astronomi, felsefe ilimlerinin esaslarını elde etmiştir. Nasıl elde etmiştir belli değil! Kendi iddiasına göre 80-90 kitabı üç ayda ezberlemiştir. Said Nursi her ezberden sonra bir öğretmenle karşılaşır ve münazarada onu yener(!).

MİLİTAN SAİD KÜRDİ

Said Nursi (Kürdi), bir İslamcılık ve Kürtçülük militanıdır. İslamcılar ona "Nursi" Kürtçüler ise "Kürdi" derler. Kürt Teali Cemiyeti'nin kurucularından, Şeyh Said ve isyanının destekçilerindendir. Kurduğu Nurculuk olarak bilenen İslami-Kürdi hareket 1950'den itibaren bir kanser gibi Türkiye'yi sarmaya başlamış ve Fethullahçılık olarak bilinen "Yeni Nurculuk" ile dünyaya açılmıştır. Şu anda ülkeyi kanser gibi kemirmektedir!

Okuma yazma bilmediğini ileri süren ve kitaplarını şakirtlerine söyleyerek yazdıran Said Nursi'nin, okuduklarımdan öğrendiğime göre, bir peygamber yöntemi kullandığını söyleyebilirim. Rüyalar görmekte, açıkça söylemese de rüyalarında Allah ile konuştuğunu ileri sürmektedir; Hz. Muhammed sık sık rüyalarına girer ve talimatlar verir.

"İki düş görerek önemli görevler üstlenen Said-i Kürdi, kendi anlatımına göre ilk kerametini de Bitlis yolunda gösterir: Elleri kelepçelidir. Abdest almak ister. Ancak kelepçeler kendiliğinden açılır." (S. 19)

Said Nursi mehdilik, peygamberlik iddiasındadır. Bu imalat ve inşaatı bizzat kendisi yönetmiş ve kendisine Cemal Kutay, Necmettin Şahiner, Rohat ve Prof. Dr. Şerif Mardin kitaplarıyla kalfalık etmişlerdir. Fethullah Gülen de Said Nursi yöntemi kullanmakta ve adım adım onu taklit etmektedir. ABD'nin önderliğinde Kemalizm, Komünizm ve Masonluk'a karşı cihat açmış olan yapıntı mehdi Said Nursi'nin başarılı olmadığını kimse söyleyemez. ABD, kendisi tarafından yazılmış olan bir kullanım klavuzuna uygun olarak Said Nursi'yi kullanmış, şimdi onun bir klonu olan Fethullah Gülen'i tepe tepe kullanmaktadır.

Özdemir İNCE

Hürriyet,09,04,2008

Soner Yalçın'ın çarpıcı kitabından bir tablo

Soner Yalçın'ın çarpıcı kitabından bir tablo

ÜNİVERSİTELERDE türban serbest oldu. Herkes merakla bekliyor, şimdi ne olacak?

Deniliyor ki: "Mahalle baskısı" gibi üniversitede "türban" baskısı olacak; özellikle Anadolu'daki üniversitelerde tüm kız öğrencilere örtünme baskısı gelecek.
Bu olabilir mi? Evet olur.

Bitmedi. Meselenin bir başka yönü daha var: Türbanlı kızlarımız üniversitelere girince ne olacak?


Söyleyeyim: Çok iyi okuyacak, çok başarılı olacak ve okullarını hep dereceyle bitirecekler.

Peki sonra ne olacak?

Evlenip eve kapatılacaklar...

Kitapta buna verilen örnekler şöyle:

Hayrünnisa Gül...

18 Ağustos 1980. Abdullah Gül 30, Hayrünnisa Özyurt 15 yaşında.

O gün evlendiler. Hayrünnisa okulu bıraktı, tesettüre girdi, ev kadını oldu.

Emine Erdoğan...

15 yaşında ağabeyinin baskısıyla örtündü. Okulu bıraktı. Kendi anlattığına göre intihar etmek istedi. Sonra Recep Tayyip Erdoğan'la evlendi.

Ahsen Unakıtan...

Mandolin ve piyano çalıyordu, İstanbul Hukuk Fakültesi'ni bitirdi. Edirne'de avukatlık yapmaya başladı.

Kemal Unakıtan'la evlendi, örtündü ve avukatlığı bırakıp ev kadını oldu.

Mehtap Güler...

Babası Hasan Fehmi İlter CHP Milletvekili, annesi Sevilay İlter ressamdı.

1981 yılında Mehmet Güler'le tanıştı birbirlerine áşık oldular ve evlendiler.

Tesettüre girdi, çalışmayı bıraktı, ev hanımı oldu.

Gülten Çiçek...

Öğretmendi. Avukat Cemil Çiçek'le evlendi.

Öğretmenliği bıraktı, örtündü, ev hanımı oldu.

Semiha Yıldırım...

Öğretmendi. Binali Yıldırım ile evlendi. Örtündü, öğretmenliği bıraktı ev hanımı oldu.

Fatma Şeyda Akdağ...

Atatürk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi ikinci sınıf öğrencisiydi. Recep Akdağ ile evlendi. Okulu bıraktı, tesettüre girdi, ev hanımı oldu.

Meserret Ekren...

1976'da Eczacılık Fakültesi'ni bitirdi. Nazım Ekren ile evlendi. Örtündü. Mesleğini yapmadı. Ev hanımı oldu.

Zeynep Babacan...

Hacettepe Üniversitesi Tercümanlık Bölümü öğrencisiydi. Ali Babacan'la evlendi. Örtündü. Ev hanımı oldu.

Liste uzayıp gidiyor.

Hayati Yazıcı'nın, Hüseyin Çelik'in, Mehdi Eker'in, Faruk Çelik'in eşleri böyle...

Liste "Ya kızlar?" diye uzatılırsa yine aynı durum ortaya çıkıyor. Onlar da okullarını bitirir bitirmez evlendiriliyor, örtünüyor ve ev hanımı oluyorlar.

* * *

Yukarıda anlatılanları Soner Yalçın'ın Doğan Kitap'tan çıkan son kitabı "Siz Kimi Kandırıyorsunuz!"dan özetledim.

Soner Yalçın bu çarpıcı kitabında şu yorumu yapıyor:

"Türbanlı kızlar üniversiteye gitsin, aydınlansın, toplumsal hayat içinde yerlerini alsınlar" gibi hayatın gerçekleriyle uyuşmayan romantik sözleri bir yana bırakalım. Değerlendirmelerimizi bilgiye dayalı yapalım. Türbanlı kızlarımız üniversiteyi bitirince çalıştırılmıyor. Tekrar eve kapatılıyor.

Tufan TÜRENÇ

Hürriyet,19.04.2008

Tecavüzcü yazar dindar mı dinci mi?

Tecavüzcü yazar dindar mı dinci mi?

78 yaşındaki İslamcı yazar Hüseyin Üzmez’in 14 yaşındaki bir kıza tecavüz ettiği iddiasıyla tutuklanması basit bir olay değil..
Eylemin sapıklık boyutunu bir kenara bırakıyorum..
Çünkü daha vahim bölümü var..
O da şu: Yazar İslamcı diye yandaş gazeteleri olayı perdelemeye, örtmeye, göstermemeye çalıştı..
Resmen yüz karası!
Cemaat dayanışması!
Cemaat erkeğidir, yapar anlayışının itirafı..
Peki İslamcı kadın yazarlara ne demeli!. Ağızlarını bıçak açmıyor.. Ya olayı normal görüyorlar, kabulleniyorlar ya da erkek boyunduruğunu kırıp seslerini çıkaramıyorlar..
Peki ya AKP’li kadınlar.. AKP’nin kadın vekilleri.. AKP’nin kadın bakanı..
Suspus..



O camiadan en cessur ses Nazlı Ilıcak’tan geldi.. Dün köşesinde isyan ediyordu:
“Bir çift sözüm de muhafazakâr gazetelere; Hüseyin Üzmez’in ahlaksızlığını arka sayfalarda ufacık göstermek doğru mu arkadaşlar? Bu adam dindar değil ki.”
Ne peki?
Ilıcak’a göre din istismarcısı..
Yani dinci..
Dindar değil dinci..
Zaten biz de yıllardır bu ayrımı yapmaya çalışıyoruz.. Dinciler kendilerini dindar diye yutturuyor, kanmayın diyoruz..
Peki merkez medya din düşmanı mı?
Hayır..
Dincilere karşı.. Dini siyasal emellerine alet edenlere, siyasal iktidarları için kullanmaya çalışanlara, siyasal İslam’ı mufazakârlık şemsiyesi altında yerleştirmek isteyenler..
Bu olayla birlikte bazı muhafazakâr gazeteler de dindar ile dinci ayrımını kabul etmeye başladı..
Önemli bir gelişme!

*


Tabii en zor durumda olan, Üzmez’in silah arkadaşları.. Ne diyeceklerini bilememişler.. Mesela Vakit’ten Dilipak; “Zina bizim inancımızda büyük günahtır. ‘Belki nikâh yapmıştır’ denilebilir ama bu da örfe, yasalara aykırı en azından yakışıksız bir durum” diyor..
Yani o kesime göre, duhulden önce ayak üstü nikâh kıyılınca mübah mı oluyor?
Yaşın ne olursa olsun.. 60-70-75..
12-14-15 yaşındaki çocuklarla dini nikâh kıy.. Duhulden sonra boş ol de gitsin..
Ahlak anlayışı böyle mi?
Dilipak kızıyormuş gibi yapıyor ama dini nikâha işaret ederek Üzmez’i aklamaya çalışıyor..

*


Bir de tabii dini nikâh falan kıymadan üç kadın alanlar da var.. Tekbir giyim sahibi Mustafa Karaduman gibi.. Üç karım var, size ne dedi ya..
O..
Hani tek eşlilik mümkün olsaydı kerhaneler olmazdı diyen..
Bu söze karşılık, AKP’nin kadınlarından veya AKP’yi destekleyen, siyasal İslam’ı savunan kadınlardan güçlü bir karşı çıkış geldi mi?
Hayır..
Sen ne diyorsun be adam, tarzında..
Yoo..
Bir iki cılız ses çıktı.. Bunlardan biri de Yeni Şafak’tan Özlem Albayrak’tı.. Çok eşliliğe karşı olduğunu, Müslüman’a yakıştıramadığını yazdı ama benim şu cümlesi dikkatimi çekti;
“Yabancı kadına giden yol tabelalarıyla dolu bir dünyada, gizlice ve sınırsız aldatılmaktansa böylesini evla bulanlar da çıkmaz mı?”
Buradaki evla sözcüğü çok önemli..
Değiştirilmek istenen toplumsal yaşamın kilit sözcüğü..
Niye mi?
O da yarına..

Mehmet TEZKAN

Emniyetteki Fethullahçı liste krizinin gerçek yüzü!

Emniyetteki Fethullahçı liste krizinin gerçek yüzü!

İyi hatırlıyorum... Bundan 7-8 yıl I evvel çalıştığımız Gözcü gazetesinde "Emniyette Fethullahçı operasyonu" başlığıyla bir haber yayınlandı. Bu haberden sonra ortalık ayağa kalkmıştı.

Vay efendim emniyet içerisinde Fethullahçı polis mi olurmuş. Yok efendim, emniyet teşkilatınının adını tarikatlarla bir arada telaffuz etmek çok büyük bir hataymış.

Bunlar ve bunlara benzer bir yığın eleştiri almıştık. Oysa yazdığımız A'dan Z'ye doğru bir haberdi.

Rahmetli Prof. Dr. Necip Hablemitoğlu, "Köstebek" adlı kitabında, Fethullahçı polislerin saklanma yöntemlerini bile yazmıştı.

Fethullahçı polisler, dış kapı açıldığında giriş kapısının görünür yerine Atatürk fotoğrafları asmaya başlamış, evlerindeki Risale-i Nur Külliyatları'nı kaldırıp yerlerine "Nutuk" türü kitaplar koymaya başlamıştı. İşyerlerine giderken Zaman gazetesi, Sızıntı ve Aksiyon dergileri yerine Sabah, Milliyet ve Cumhuriyet gibi gazeteler alıyorlardı.

Yıllardır kandırıyorlar

Telefonlar MİT tarafından dinlendiğinden telefonlarda kesinlikle dini konuşmalar yapılmıyordu.

Selam verilmiyor, hatta hayırlı sabahlar bile denilmiyordu.

Eğer herhangi bir yerde buluşma olacak ise telefonlarda kodlu konuşulacak.

Mesela: 'Bu akşam maçı nerede seyrediyoruz?' veya 'Bu akşam bizde okey oynayalım mı? Gelirken şu isimleri de çağır' gibi...

Cuma namazına 3 hafta üst üste gitmek yerine elemanlar 3 gruba ayrılıp, her hafta bir grup gizlice Cuma namazına gidiyordu. Diğer kalan iki grup birimlerinde kalıyordu. Bu kandırmaca yıllardır sürdü.

Şimdi emniyet teşkilatı içerisinde Fethullahçı kadrolar çiçek gibi açmaya başladı. Çünkü devir artık onların devriydi.

Teşkilat içerisindeki Fethullahçılar'dan rahatsızlık duyan bir Emniyet Genel Müdür Yardımcısı ile bir daire başkanı ve iki şube müdürü oturup 57 kişilik Fethullahçı kadroyu liste haline getirip ilgili makamlara göndermiş.

Listenin bir örneği de üst yazının okunduktan sonra imha edilmesi notu düşüldükten sonra Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'na da gönderilmiş. Önceki gün sevgili dostum Saygı Öztürk'ün yazısını okudum. Emniyet içerisindeki Fethullahçılar arasında 4 daire başkanı, 11 daire başkan yardımcısı, 32 şube müdürü, 3 başkomiser, 3 öğretim üyesi olmak üzere toplam 57 kişinin ismi geçiyor.

Ancak bunlar yönetici kadro...

Bir de alt kadroda Fethullahçılar var. Bunların sayısı da küçümsenmeyecek derecede çok.

İşte o dönemde, dış kapıdan girdiğinde evinin görülür yerine Atatürk fotoğrafı asan, Risale-i Nur Külliyatları'nı kaldırıp yerlerine "Nutuk" türü kitaplar koyan, işyerlerine giderken Zaman gazetesi, Sızıntı ve Aksiyon dergileri yerine Sabah, Milliyet ve Cumhuriyet gibi gazeteler götüren, dikkat çekmemek için 3 haftada bir cuma namazına giden o polisler, devir gelince daire başkanı, daire başkan yardımcısı veya şube müdürü yapıldılar. Şimdi de teşkilatın en stratejik noktalarında görevlendirilerek, adeta emniyet teşkilatı kuşatma altına alınıyor.

Emniyetin bazı birimlerine işiniz düştüğünde "Merhaba" diyerek girdiğinizde başka muamele görüyorsunuz, "Selamünaleyküm" diye girdiğinizde daha itibarlı muameleye tabi tutuluyorsunuz. İşiniz hemen hallediliyor.

Uyarılar dikkate alınmadı

Birçok kesim, hâlâ Türkiye Cumhuriyeti'nin ne kadar büyük bir tehlikenin içinde olduğunun farkında değil.

Bizim 7-8 yıl evvel "Emniyette Fethullahçı operasyonu" başlığıyla yaptığımız haberler dikkate alınsaydı, rahmetli Prof. Dr. Necip Hablemitoğlu'nun yazdığı "Köstebek" adlı kitabındaki gerçekler gözardı edilmeseydi, bugün teşkilat içerisinde "şeriat" sevdalısı daire müdürleri, daire müdür yardımcıları veya şube müdürleri olmayacaktı.

Çünkü eğer o uyarılar dikkate alınmış olsaydı, bu adamların tek tek kökleri kazınacaktı.

Dolayısıyla, bugün emniyet teşkilatı içerisinde tehlike olarak görülen Fetullahçılar, belki bugün sokakta simit satıyor olacaklardı.

Mehmet ŞEHİRLİ

Fethullah’ın Nursuzlarından Seçmeler

Fethullah’ın Nursuzlarından Seçmeler

Aşagıda ki yazılar www.fethullah.has.it sitesinde bulunan ziyaretci defterinden alınmıştır..Nursuzların saçmalıklarından seçmeleri aşagıda bulacaksınız..


Birinci Şakir diyor ki;

isim: ŞAKİRD (Homepage)

ulke: T.C.(!!!!!) tarih: Thu Aug 31 17:19:38 2000
yorum: ona küfretmek peygambere küfürdür peygambere küfür allahu teala c.c. ya küfürdür neyle uğraştığınızın farkında değilsiniz….bu tarafta olmasada obür tarafta gazapla haşirneşir olursunuz ve cehennem ateşi ile ızgara köftesi olursunuz hoş ya siz ızgara köftesi de olamassınız

Fetoş peygambermiş.Nursuzcu alcakların zırvaya bakınız.Peygamber ile bir tuttugu adama bakınız.Kim cumhuriyet düşmanı abd ajanı fetoş.

Bu da diger şakir’in yorumları;
isim: ŞAKİRD (Homepage)

ulke: T.C.(!!!!!)

yorum: nurcu ne demek be safsatacılar Allah dostu ile savaşmak istiyosunuz Allah dostu ile savaşmak demek Allah ile savaşmak demek kesin sesinii YETER ARTIK…………
Hz. FETHULLAH GÜLEN (r.a.) gavsül azamdır onu karşınıza almayın o bir seyittir peygamber soyundandır…………..

Kaynak: http://nurcularkimdir.blogcu.com/1842851/

FETHULLAH GERÇEGİ

GERÇEKLER

* Fetullah mı, Fethullah mı?

İzmir nüfus müdürlüğünden, 31.01.1986 tarihinde değişme sebebi ile aldığı 3881 kayıt no'lu kimliğinde ismi; FETULLAH'tır.

Fethullah Gülen, saf insanlar üzerindeki etkisini arttırmak için ismini, "Allah'ın Fetihçisi" anlamına gelen FETHULLAH'a dönüştürmüştür.

* Dedeleri

Fethullah Gülen, dedelerinin, annesinin ve akrabalarının Seyyid yani peygamber soyundan geldiklerini söylemektedir. Dedelerinden ermiş gibi, evliya gibi bahsetmektedir.

Fethullah Gülen'in dedeleri harbi görünce cepheye koşmak yerine soluğu daha emin yerlerde almakta bir sakınca görmemişlerdir. 93 harbinde Fethullah Gülen'in dedeleri Korucuk'u terkederek Sivas ve çevresine yerleşirler. Birinci Dünya Savaşında ise istikamet Yozgat'a bağlı Yerköyü'dür. Milletimiz vatan savunması peşinde iken , Gülen'in dedeleri ve cem'i cümlesi rahat bir yaşam sürmekteydiler. Gülen'e sorarsanız dedeleri çok ızdırap çekmiştir. Dedeleri ile ilgili gerçekler sorulunca Fethullah Gülen dedelerinin kaybolduğunu anlatmaktadır!..

* Babası

Fethullah Gülen'in babası Ramiz, sahabeleri cinnet derecesinde sevdiğini söylemektedir.

Ancak, Ramiz'in oğullarına koyduğu isimler (Fethullah, Sıbgatullah ve Mesih) arasında tek bir sahabe adının bile olmaması dikkat çekicidir. Hemen hemen hiçbir samimi müslüman ailesinin çocuklarında rastlanmayan bir isim var ki, son derece dikkat çekicidir: Mesih

* Annesi

Fethullah Gülen, annesi Rabia Hanım'ı şöyle anlatmaktadır.
"Benim ilk Kur'an hocamdır. Kendi anlattığına göre bana 4 yaşında Kur'an okumayı öğretmiş bir ay içinde de hatmettiğimi söyler. Ancak,ben, hatmettiğimi hatırlamıyorum.

Sıradan bir cami hocası da bilir ki, Kur'an öğrenmek ve hatmetmek için önce mahreç akabinde tecvit ilmi bilmek gerekir. Yani Kur'an mahreç ve tecvit ilmi ışığı altında okunur, hatmedilir ve hıfz edilir. Aksi mümkün değildir. Çünkü bunlar bilinmezse ayetler kesinlikle yanlış okunur , yanlış okumak günah olduğu gibi kılınan namaz da sahih olmaz.

* Evlilik

Fethullah Gülen, kendisine niçin evlenmediği sorulunca cevap verir: "Ümmet-i Muhammet'in bunca dert ve ızdırabını düşünmekten, evlenmeyi düşünmeye hiç fırsatım olmadı."

Fethullah Gülen, evlenmemek konusundaki açıklamalarında ustaca bir taktik kullanarak şeyhini ve kendisini Hz. Peygamberin varisleri olarak gösteriyor. Oysa evlenmemesinin altında yatan gerçek, hastalığı ile ilgili olsa gerek. Zira, Fethullah Gülen çok eskilerden beri şeker hastasıdır. Şeker hastalığının etkilerinden birisi de insanı iktidarsız yapmasıdır.

* Kadın 

Fethullah Gülen, önce takma Abdulfettah Şahin daha sonra Fethullah Gülen adlarıyla yazdığı, Ölçü ve Yoldaki Işıklar adlı kitabında kadınları üç gruba ayırıyor. Sokak kadını, zevk kadını, ev ve hizmet kadını.

Fethullah Gülen, kadınları bu şekilde sınıflandırıken, İkinci Diriliş'i gerçekleştirmek amacıyla faaliyet gösteren Işık Evlerinde kalan gençlere sabah namazından sonra şu dua yaptırılır.

"Allahım kadınların şerrinden, Allahım kadınların belasından, Allahım kadınların fitnesinden bizi koru ve esirge!..

* Türban

Gülen; Sonsuz Nur adlı kitabında başörtüsü için feryat ederken şöyle diyordu:

"Türbana çağdışı diyorlarmış.Eğer bununla baş örtüsünü kast ediyorlarsa doğru. Neden? Çağları aşan bir kıyafet de ondan. Günümüz dünyası ondaki hikmet harikasını kimbilir ne kadar sonra idrak edecek. 

Fethullah Gülen, Bahçelievler Camii'nde gerçekleştirdiği Pazar sohbetlerinde yaptığı konuşmalarında, türban ve başörtüsü konusunda şöyle diyordu;
"Bir bacımızın türbanını çıkarttıklarında kıyamet kopar. Çünkü çok alışmış ve onunla bütünleşmiş onu dini emri olarak saymaktadır. Onu çıkardığı zaman, dinin bir yanının yıkılacağına inanır. 

Ancak Nevval Sevindi'yi New York'ta karşısında türbansız, başörtüsüz görünce bu düşüncelerinden çark eden Fethullah Gülen, ona şu cevabı veriyordu:
" Başörtüsü de aynı şekilde üzerinde durulacak usul, yani imanın ve İslam'ın esaslarından, şartlarından değildir. Bunlardan dolayı, insanın adeta dinin dışında tutulması dinin ruhuna aykırıdır. Bu konuda dayatmalar, ısrarlar ifrattır ve zorlamadır.
Hatta nefret ettirmedir. Gönülde sevgi önemlidir.

* Masonik Söylem

Fethullah Gülem masonlar ile ilişkisinin olmadığını ve onlara sempati duymadığını belirtmiştir. 

Masonlukta mertebe; çıraklık, kalfalık ve üstadlık olarak sıralanmaktadır. Fethullah Gülen de , sıralamayı yaparken, çıraklık,tilmizlik,yani kalfalık ve nihayet üstatlık olarak sıralamaktadır. Masonlar aralarına hiçbir zaman kadınları kabul etmezler. Fethullah Gülen de hayatında kadınlarla muhatap olmamak gibi bir prensibinin olduğunu açıklamıştır. ABD-Irak savaşında, gönlünün ABD'den yana olduğunu söyleyen Gülen, Irak'ın tepesine binlerce bomba yağar,Irak'lı çocuklar ölüp, aç ve açıkta kalırkan kılını kıpırdatmıyor; buna karşılık İsrail'e atılan bir iki bombadan sonra, İsrail'li çocuklar için ağlıyor; daha da ileri giderek; Hz Peygamberi rüyasında gördüğünü anlatıp, onun da gönlünün İsrail'den yana olduğunu söylüyor ve bu tutumuyla kimi şeriatçı dergileri bile isyan ettiriyordu.

* Batı Dünyası

Fethullah Gülen, batı konusundaki görüşleri belirsizdir.

Sonsuz Nur adlı kitabında batıyı, Avrupa ve Asya'yı yerin dibine geçiren Fethullah Gülen, "Fethullah Hocaefendi ile Ufuk Turu " adlı kitabında batıya övgü yağdırmaktadır. 
Ufuk Turu Kitabında batı yandaşlığı,
"Mutlak manada, batı düşmanlığı, zannediyorum ki bizi çağın dışına iter. Ve zaman tarafından elenirsiniz. Ve batıdan alınacak birçok güzellik var."

Sonsuz Nur kitabında batı düşmanlığı,
"Avrupa'nın kafir ve zalimleri, Asya'nın insanlığı istismar eden münafıkları ve içimizdeki gafiller istemeseler bile, sikkeyi basan, tuğrayı elinde tutan ve peygamberlerce Sultan-ül Enbiya olarak kabul edilen, O günde beş defa nam-ı celilini dünyaya ilan ettiğimiz Sultanlar sultanı, bir gün mutlaka kalplere girecektir...." şeklinde dile getirmektedir.

* Askerlik ve Milliyetçilik

Fethullah Gülen , askere ve askerlik konusuna ılımlı görünmeye çalışmaktadır. 

Nurcular Molla Said'den aldıkları dersle askerliği bir vatan görevi olarak görmemektedirler. Askere gitmeyide bir tokat gibi karşılarlar. Fethullah Gülen de orduyu yabancı bir ortammış gibi anlatır. Rahat bir askerlik yapabilmek için torpiller aramış ve adamını bularak kendisini himayeye aldırmaya gayret etmiştir. Askerin karavanasını yememiş, eğitimden kaçmıştır. Israrla zamanlı zamansız abdest alıp namaz kılmış, ibadetini askerliğe karşı bir araç gibi kullanmış; çok sıkışınca kendisini arkadaşları aracılığı ile komutanlara milliyetçi, yurtsever gibi lanse etmeye çalışmıştır.
Askerliğini zor şartlar altında yapmadığı için, ordunun yemeğini kendisine caiz olmadığını düşünen Fethullah Gülen, teskere gününü de , " hayatımın en kabuslu günleri sona ermişti" sözleriyle açıklıyor. Fethullah Gülen'in kabusu her nurcu gibi askerliğn felsefesine olan inançsızlığından kaynaklanmaktadır.

* Suudiler ile İlişkisi

Fethullah Gülen Suudiler ile ilişkisini her fırsatta yalanlamaktadır.

Fethullah Gülen, Suudlarla hiçbir ilgisini olmadığını iddia ederken hayatının her döneminde yanında olan ve Küçük Dünyam kitabında birçok yardımını gördüm dediği eski MSP milletvekillerinden Salih Özcan, Rabıta'nın Türkiye temsilcisidir. Rabıta ise dünyaya şeriat düzenini yaymak için kurulmuş, merkezi Suudi arabistan'da bulunan bir örgüttür ve arkasında Amerikan petrol şirketi Aramco vardır. Rabıta dünya ülkelerine Şeriat düzeni yaymak için her yıl tonlarca altın ve milyarlarca dolar harcar. 

Suudi arabistan karşıtı(!) Fethullah Gülen ne hikmetse, Rabıta'nın Türkiye temsilcisi ve kurucusu Salih Özcan'ın koltuğunu altından çıkmamış ve vaazlarında Suudi krallarının giydiği cübbelerden giymiştir.

* Tekke ve Medrese

1938 yılında doğan Fethullah Gülen eğitim durumunu açıklarkan şöyle diyordu;
"Ben medreseye devam ederken de tekkeyi ihmal etmezdim.Zaten ilk gözümü açtığım, ruhumu mayaladığım yer tekkedir..."

"Oysa Fethullah Gülen'in doğumundan çok önce kapatılmıştı tekkeler ve medreseler. Fethullah'ın, müridlerini etkilemek amacıyla bu yola başvurduğu ise açıktır.

* Hedefler

Fethullah Gülen, amacının şeriat olmadığını her ortamda ilan etmektedir.

Fethullah Gülen, kitaplarında dünyada yeni denilen bütün düzenlerin yıkılacağını anlatırken, "birgün gelecek,semavat, zemin bütün nizamıyla İslam'ım bembeyaz ellerine teslim olacak. Ak şeriata, ak yola, ak sisteme" diyerek gerçek amacını ortaya koyuyordu.

Sıkıştırıldığında hiçbir zaman şeriatı övmediğini iddia eden Fethullah Gülen , ortamı müsait bulduğu zaman şeriat özlemini sürekli dile getiriyordu.
"Hiçbir zaman tadbil edilemeyecek, değiştirilemeyecek olan şeriat-ı fıtriye'dir. Bu itibarla yeryüzüne mirasçı olmak için, evvela salahate, yani dinin kuran ve sünnet çizgisinde yaşanmasınave İslam'ın hayata hayat olmasına gayret etmek şarttır. Şeriat-ı fıtrıye riayet etmeyen toplumlar veya manevi hayatlarında iç değişikliğe uğrayan ümmetler, milletler bugün hakim olsalar da yarınki mahkumiyetleri kaçınılmazdır.

Fethullah Gülen, şeriatın amaçlarına uygun hareket eden beyinlere ihtiyaçları olduğunu açıklıyor ve şunları belirtiyordu;
"Şeriat'taki hikmet-i teşri ve sahib-i Şeriatin maksatlarına aşina...Dini hükümlere menat sayılan esaslar mevzuunda vukuflu... İlahi varidata açık objektif dimağlara şiddetle ihtiyaç var..."

* Demokrasi

Gülen, değişik ortamlarda demokrasinin faydalarından bahsetmektedir. 

Şimdi tenkide bütün kapıları kapalı demokrasi var. Şimdi onun iyi yanları olabilir yani, halk idaresi falan, bizim hizmetimiz adınada kolaylaştırıcı yanları var bunun. Ama artık bu mahluk başka bir şey doğurmaz. Allah'ı inkar edenlerin bile kiliseye koştukları gibi, hadiseler er geç bütün insanları mabetlere koşturacaktır. İnşallah Türkiye dahil dünyada yeniden islama dönüş var...Tüm sistemler yıkılacak. Yıkılacak,zulümlerinin cezasını görecekler. Ve o zalimler başlarına inecek bir kılıçla cezalarını görecekler.

* Said-i Nursi(Kürdi)

-Fethullah Gülen, tahsilini tekke ve meedresse olarak açıklarken, asıl ismi Said-i Kürdi olan Said-i Nursi için methiyelerini bitiremiyordu. 

Saf insanlarımızı kandırmak için hep bir tarafı abartılı ve gerçek dışı olaylarla anlatılan Fethullah Gülen,Said-i Nursi olayında da gerçekleri hep saklamış yada farklı şekilde anlatma yoluna gitmiştir. 1876 yılında Bitlis'te doğan Said-i Kurdinin en büyük amacı Güneydoğu'da Kürtçe eğitim yapan bir üniversite açmak ve burada Şeriatçı bir Kürt devletinini temellerini atmaktı. Kapatılan Refah Partisinin Kocaeli Milletvekili ve Adalet eski Bakanlarından Şevket Kazan'ın telgraf çekip,mektup yazıp, yanlarında olduğunu belirttiği İBDA-C'nin yayın organı taraf dergisinde nurculuğun gerçek yüzü ortaya konmuştur... "Özgür Kurdistan İçin Savaş" 

* Cumhuriyet 

Fethullah Gülen bu konudaki görüşlerini kamuoyundan saklamaktadır. Çoğu zamanda nabza göre şerbet verme mantığından Cumhuriyet yanlısı gözükmektedir.

Ancak, gerçekler Fethullah Gülen'in anlattığı gibi değildir. Nurculara göre; Türkiye Cumhuriyeti bir askeri istibdat ve sapıklıktır. Cumhuriyet, onlara karşı hücum etmek için girişilmiş bir zındık hilesidir. Türkiye Devleti, sadece islam'a değil ahlaka da aykırıdır. 

Cumhuriyet, halkın intihab ve meşveret hakkı olan idare demektir ve onu kusursuz olarak olarak ilk takdim eden kitap da Kur'an-ı Kerimdir. Cumhuri idareyi Kur'an'a zıd göstermek maksatlı değilse bir bilgisizlik eseri; cumhuriyete tarafdar olup da onun kaynağını görmemezliktengelmek ise inattan başka bir şey değildir.(ölçü veya yoldaki ışıklar 3.s 26)

* Aczimendiler ile ilişkisi

Fethullah Gülen, aczimendilerin, nurculuk ile bağlantısı olmadığını açıklamıştır.

Gülen, ılımlı bir şekilde nurculuğu benimsetmeye çalışmaktadır.Bu anlamda aczimendileride desteklemiştir. Aczimendiler adıyla anılan cübbeli, asalı, uzun saçlı ve sakallı grup ta , açıkça nurcu olduğunu belirtmektedir. 300- 400 kişilik bir cemaatten oluşan aczimendiler Molla Said'i örnek olarak eylem yapmaktaydılar. Aczimendilerin lideri Müslüm Gündüz 12 Haziran 1996 tarihinde HBB televizyonunda yayınlanan programda; "Kemalizm bir dindir. Allah'ı Mustafa Kemal, peygamberi İsmet İnönü'dür.Demokrasi dinsizliktir. Laiklik te öyledir.Geleceğiz, Türkiye'yi alacağız" diyebilmiştir. 

* Hizbullah'a bakışı

Fethullah Gülen, Hizbullah'ın cinayetleri hakkında karşısında kamuoyuna görüş bildirmekten hep kaçınmıştır.

Ancak Gülen, kitaplarında Hizbullah'ı Allah Partisi olarak açıklıyordu. 
" Hizbullah;Allah cemaati, tabiri caiz ise Allah Partisi. Siyasi boğuşmalar, siyasi partiler karşısında Allah Partisi. Allah'ın askeri olduktan sonra, kutsiler ordusu, Allah'ın kulu olduktan sonra , Hz Muhammed'in erleri olduktan sonra zaman ve mekan onları ayıramaz.

* Cihad

Fethullah Gülen, cihadın yeryüzü hakimiyeti olduğunu açıklamaktadır. Ancak, kendilerinin bu anlayışın içinde görmediklerini de belirtmektedir. 

Fethullah Gülen , kitaplarında konuya ilişkin şu açıklamalarda bulunuyor;
"Cihad bir hayır kapısıdır; o kapıdan giren iki hayırdan birine mutlaka kavuşacaktır. Evet, ya şehit olup ebedi bir hayat, ya da gazi olup hem dünta, hem de ukba nimetlerine ulaşacaktır. İşte cihad'da böyle bir bereket vardır. Yeryüzünde irşad, tebliğ,cihad ve dine hizmetten daha büyük vazife yoktur. Bu vazifede temel şart dertli ve sancılı olmasıdır."Vazifemizin adı cihaddır.En önemli mesele imanın kurtulmasıdır. Sabırla pişip olgunlaşmadan, çıkış adına yapılacak her şey tam bir hayaldir."

Kuvvetin hakimiyeti gelip geçicidir; baki olan Hak ve adaletin hakimiyetidir. Bunlar bugün olmasa bile, çok yakın bir gelecekte mutlaka galebe çalaaktır. Onun içindir ki en büyük siyaset, Hak ve adalet taraftarlığında aranmalıdır.(Ölçü ve Yoldaki Işıklar 3. S45)

Siyasi, gayri siyasi bütün gruplar için " vahy!i münzel'in alem-şumul davetine icabetten başka, ne çare ne de makul bie mesned kalmadığı çağrısıyla insanımıza sesleniyoruz. Hepiniz toptan Allah'ın ipine sımsıkı sarılın ve sakın parçalanıp ayrılmayın."
(Ölçü ve Yoldaki Işıklar 2. S27)

* Doğal Afetler

Nurcular, bu konudaki görüşlerini kamuoyuna yansıtmaktan çekinmemişlerdir.

17 Ağustos 1999 tarihinde meydana gelen deprem faciasının ardından, birçok hacı, hoca ve dahi molla takımı yıkıklan binaların, yaralanan, sakat kalan ve ölen insanların acılarını ranta dönüştürmek için herzamanki gibi kolları sıvadılar. Sanki, binaların yıkılmasında, inşaatları eksik malzeme ile yapan müteahhitlerin avukatlığına soyunmuşlardı. Onlara göre bu ceza Allahın verdiği bir cezaydı. Küçük çocukların ölmesi ise bir lütuf gibi gösteriyorlardı. Onlara göre çocuklar büyüyüp gavur mu olsaydı.

* Hedefler

Fethullah Gülen amacının şeriat olmadığını,herhangi bir örgütlenme içine girmediklerini, kendisininde nurcuların lideri olmadığını söylüyordu.

18 Haziran 1999 tarihinde Fethullah Gülen kasetlerinin basına yansımasıyla gerçekler de ortaya çıktı. Fethullah Gülen bu kasetlerde özellikle Mülkiye ve Adliye kadrolaşmasının genişletilmesi gerektiğini kaydederken,"Bunlar gelecek adına bizim o ünitelerde garantimizdir"şeklinde konuşmaktaydı. 
Fethullah Gülen, söz konusu kasetlerde Atatürk'ün silah arkadaşı ve ulusal Kurtuluş Savaşı'nın önderlerinden İsmet İnönü'ye yönelik 
Şef, "Erzurum'da çarşaf giyen kadınları sokak ortasında astı" şeklinde konuşuyordu. Kasetlerde Fethullah Gülen izleyecekleri yolu şu cümleler ile anlatıyordu: Sivrilmeden, mevcudiyetinizi hissettirmeden çok ilerlere gitmeliyiz. Erken vuruş yapılırsa, dünya Cezayir'deki gibi başlarını ezer. Zaiyata meydan verilmemeli. Amacımınz için sabretmeliyiz.

İşte bizler bugün,  böyle bir olma veya olmamadurumuyla karşı karşıya bulunuyoruz. Ya bütün bu buhranlardan sonra bir idrak ve izanla, kurulmasını tasarladığımız dünyayı kuracak ve huzura ereceğiz veya bir kısım küçük hesap ve çıkarlar uğruna, çekilen binlerce ızdırabı semeresiz ve boş kılacak bir anlayış ve davranışla gerisin geriye gideceğiz. Düşmanlarımızı meşgul etme, düşündürme ve göz açtırmama gibi, kisayet ve dirayet isteyen hususları beceremesek bile, hiç değilse onların oyunlarına gelmeme ve elimizde kendi tükenişimizi hazırlamama anlayışını göstermeliyiz. Aslında buna mecburuz da.

(Ölçü ve Yoldaki Işıklar 2. S6-7)

Yıllar ve yıllar bu ülkede, ruhi hayatın büyük ölçüde söndürülmesi, dini dünyamızın işlemez hale getirilmesi, aşkın, vecdin bütün bütün unutturulup gönüllerin diline zincir vurulması, düşünen  ve okuyan aydınların gidip kaskatı bir pozitivizme aborde olmaları, salabet ve hakta sebat yerine softalığın ikame edilmesi; hatta ahiret ve cennet istenirken bile, dünyada alışıgelenmutluluğun devamı mülahazasıyla istenmesi gibi çarpık düşünce, çarpık telakkileri sinelerimizden söküp atmadan bir yeni fasıl açmamız mümkün değildir. (Ruhumuzun Heykelini Dikerken s 23)

* Siyasi Partiler ile ilişki

Fethullah Gülen, herhangi bir siyasi parti ile yakınlığının olmadığını söylüyordu.

Ancak Fethullah Gülen'in basın tarafından ele geçen kasetlerindeki konuşmaları bu konudaki görüşlerini açıkça ortaya koymaktaydır."Aynı cephe sayılabilecek, bize sıcak bakabilen bir çerçeve içinde mütalaa edebileceğimiz siyasiler vardır. Refah'tan Doğruyol'a kadar uzanan siyasi yelpazedir.Bu insanlarla çatışmadan onlarla aramızdaki farklı müşterekleri ortaya koyarak, o çizgide belli bir münasebet tesisinde yarar var bence.

Siyasete karışmam, siyasete karışma demek,"Vatan ve Millet işine, milletin hayat ve bekasına karışmam ve karışma demektir.(Ölçü ve Yoldaki Işıklar 3.s45)

* Amerika'ya gidişi

Fethullah Gülen, Amerika'ya gidiş nedenini hep hastalığı olarak gösterdi.

Oysa gerçek onun söylediği gibi değildi. 28 Şubat ile nurcuların gerçek yüzünü ortaya çıkması; kendisinin Amerika'ya kaçma sebebiydi. Davadan dönmenin büyük günah olduğunu söyleyen Gülen, kendisi ile ilgili gerçekler ortaya çıkınca soluğu nedense hep Amerika'da alıyordu. 

* Şirketleri

Fethullah Gülen, ticaret ile uğraşmadığını söylemektedir. 

Fethulllah Gülen, hem tipik bir cemaat lideri hem de kapitalist grup önderidir. TÜSİAD ve MÜSİAD'a karşı İŞHAD'ı o kurdurmuştur. Yurt dışındaki okullarıda bir yandan batı endeksli kafaları ve yakın gelecekte oluşturmayı planladığı siyasi ve kapitalist gücün kimliğini teşkil etmekteydi. Bu nedenle o okullar sadece eğitim kurumları değildi. Bürokratik, siyasi ve iktisadi ilişkilerin zeminlerini oluşturuyordu. Başta Asya Finans olmak üzere 500'ün üstünde şirket te bizzat Fethullah Gülen'e çalışmaktadır. Yoksa bunca okulu imamlık yaparak kurmuş olması mümkün değildir, Fethullah Gülen'in.

* Patrik ile ilişkisi

Fethullah Gülen, Fener Rum Patriği ile görüşmüş ve görüşmenini amacını dinler arası diyalog olarak göstermişti.

Dünyanın dört bir yanında okullar açarak Nurcu düşünceyi yaymayı amaçlayan Fethullah Gülen, Yunanistan'da yaşayan Türkleri de tarikatına katmak için ilgimç bir yöntem izledi. Heybeliada'daki Ruhban Okulu'nun yeniden açılması için Fener Rum Patriği Bartholomeos ile dönemin Başbakanı Mesut Yılmaz arasında aracılık yapmayı kabul eden Gülen'in asıl amacı, Batı Trakya'da kendi okullarını açmaktı.

* Işık evleri

Fethullah Gülen, ışık evlerinin varlığını hep reddetmiştir.

Ama aynı Gülen, kitaplarında ışık evlerini öve eve bitirememektedir. 
"Geçmişte bu evlerin yaptığı vazifelerin bazılarını medrese yapar, bazılarını mektep yapar, nazılarını tekke yapardı. Gel gör ki bu evlerin temeline harç atıldığı zaman, dünyanın o dönem itibariyle artık medrese yoktu.Bütün işler artık bu evlerdeydi. Bu evler çevresine ışık saçan evlerdir. Evler islamiyeti öğretecekti. Bu evler belli olmazlar. Elden geldiğince kamufle edilmelidir.

* Takıyye

Kendisi hakkındaki sözleri hep kamu vicdanının reddeceği boş sözler olarak değerlendirdi.

Fethullah Gülen, dini kendi çıkarları için kullanmaya devam ederken kendisi hakkında çıkan yazıların artması üzerine Amerika'ya gidiyordu. Sabah ve ATV tarafından yayınlanan kasette de amacının " hissettirmeden devleti ele geçirerek Türkiye'de bir şeriat devleti kurmak olduğunu "açıkça dile getiriyordu. Ancak, Gülen bu gerçekler karşısında takıyye yapmaktan kaçınmıyordu.

* Gazetelere bakışı 

Her zaman çeşitliliği savunmuştur.     

İslami olmayan gazete ve mecmuaları okumak zararlı olur.
Eğer mutlaka  okunması gerekiyorsa sadece başlıkları okunmalıdır. (ölçü ve Yoldaki Işıklar 4. S96)

GERÇEKLER

* Fetullah mı, Fethullah mı?

İzmir nüfus müdürlüğünden, 31.01.1986 tarihinde değişme sebebi ile aldığı 3881 kayıt no'lu kimliğinde ismi; FETULLAH'tır.

Fethullah Gülen, saf insanlar üzerindeki etkisini arttırmak için ismini, "Allah'ın Fetihçisi" anlamına gelen FETHULLAH'a dönüştürmüştür.

* Dedeleri

Fethullah Gülen, dedelerinin, annesinin ve akrabalarının Seyyid yani peygamber soyundan geldiklerini söylemektedir. Dedelerinden ermiş gibi, evliya gibi bahsetmektedir.

Fethullah Gülen'in dedeleri harbi görünce cepheye koşmak yerine soluğu daha emin yerlerde almakta bir sakınca görmemişlerdir. 93 harbinde Fethullah Gülen'in dedeleri Korucuk'u terkederek Sivas ve çevresine yerleşirler. Birinci Dünya Savaşında ise istikamet Yozgat'a bağlı Yerköyü'dür. Milletimiz vatan savunması peşinde iken , Gülen'in dedeleri ve cem'i cümlesi rahat bir yaşam sürmekteydiler. Gülen'e sorarsanız dedeleri çok ızdırap çekmiştir. Dedeleri ile ilgili gerçekler sorulunca Fethullah Gülen dedelerinin kaybolduğunu anlatmaktadır!..

* Babası

Fethullah Gülen'in babası Ramiz, sahabeleri cinnet derecesinde sevdiğini söylemektedir.

Ancak, Ramiz'in oğullarına koyduğu isimler (Fethullah, Sıbgatullah ve Mesih) arasında tek bir sahabe adının bile olmaması dikkat çekicidir. Hemen hemen hiçbir samimi müslüman ailesinin çocuklarında rastlanmayan bir isim var ki, son derece dikkat çekicidir: Mesih

* Annesi

Fethullah Gülen, annesi Rabia Hanım'ı şöyle anlatmaktadır.
"Benim ilk Kur'an hocamdır. Kendi anlattığına göre bana 4 yaşında Kur'an okumayı öğretmiş bir ay içinde de hatmettiğimi söyler. Ancak,ben, hatmettiğimi hatırlamıyorum.

Sıradan bir cami hocası da bilir ki, Kur'an öğrenmek ve hatmetmek için önce mahreç akabinde tecvit ilmi bilmek gerekir. Yani Kur'an mahreç ve tecvit ilmi ışığı altında okunur, hatmedilir ve hıfz edilir. Aksi mümkün değildir. Çünkü bunlar bilinmezse ayetler kesinlikle yanlış okunur , yanlış okumak günah olduğu gibi kılınan namaz da sahih olmaz.

* Evlilik

Fethullah Gülen, kendisine niçin evlenmediği sorulunca cevap verir: "Ümmet-i Muhammet'in bunca dert ve ızdırabını düşünmekten, evlenmeyi düşünmeye hiç fırsatım olmadı."

Fethullah Gülen, evlenmemek konusundaki açıklamalarında ustaca bir taktik kullanarak şeyhini ve kendisini Hz. Peygamberin varisleri olarak gösteriyor. Oysa evlenmemesinin altında yatan gerçek, hastalığı ile ilgili olsa gerek. Zira, Fethullah Gülen çok eskilerden beri şeker hastasıdır. Şeker hastalığının etkilerinden birisi de insanı iktidarsız yapmasıdır.

* Kadın 

Fethullah Gülen, önce takma Abdulfettah Şahin daha sonra Fethullah Gülen adlarıyla yazdığı, Ölçü ve Yoldaki Işıklar adlı kitabında kadınları üç gruba ayırıyor. Sokak kadını, zevk kadını, ev ve hizmet kadını.

Fethullah Gülen, kadınları bu şekilde sınıflandırıken, İkinci Diriliş'i gerçekleştirmek amacıyla faaliyet gösteren Işık Evlerinde kalan gençlere sabah namazından sonra şu dua yaptırılır.

"Allahım kadınların şerrinden, Allahım kadınların belasından, Allahım kadınların fitnesinden bizi koru ve esirge!..

* Türban

Gülen; Sonsuz Nur adlı kitabında başörtüsü için feryat ederken şöyle diyordu:

"Türbana çağdışı diyorlarmış.Eğer bununla baş örtüsünü kast ediyorlarsa doğru. Neden? Çağları aşan bir kıyafet de ondan. Günümüz dünyası ondaki hikmet harikasını kimbilir ne kadar sonra idrak edecek. 

Fethullah Gülen, Bahçelievler Camii'nde gerçekleştirdiği Pazar sohbetlerinde yaptığı konuşmalarında, türban ve başörtüsü konusunda şöyle diyordu;
"Bir bacımızın türbanını çıkarttıklarında kıyamet kopar. Çünkü çok alışmış ve onunla bütünleşmiş onu dini emri olarak saymaktadır. Onu çıkardığı zaman, dinin bir yanının yıkılacağına inanır. 

Ancak Nevval Sevindi'yi New York'ta karşısında türbansız, başörtüsüz görünce bu düşüncelerinden çark eden Fethullah Gülen, ona şu cevabı veriyordu:
" Başörtüsü de aynı şekilde üzerinde durulacak usul, yani imanın ve İslam'ın esaslarından, şartlarından değildir. Bunlardan dolayı, insanın adeta dinin dışında tutulması dinin ruhuna aykırıdır. Bu konuda dayatmalar, ısrarlar ifrattır ve zorlamadır.
Hatta nefret ettirmedir. Gönülde sevgi önemlidir.

* Masonik Söylem

Fethullah Gülem masonlar ile ilişkisinin olmadığını ve onlara sempati duymadığını belirtmiştir. 

Masonlukta mertebe; çıraklık, kalfalık ve üstadlık olarak sıralanmaktadır. Fethullah Gülen de , sıralamayı yaparken, çıraklık,tilmizlik,yani kalfalık ve nihayet üstatlık olarak sıralamaktadır. Masonlar aralarına hiçbir zaman kadınları kabul etmezler. Fethullah Gülen de hayatında kadınlarla muhatap olmamak gibi bir prensibinin olduğunu açıklamıştır. ABD-Irak savaşında, gönlünün ABD'den yana olduğunu söyleyen Gülen, Irak'ın tepesine binlerce bomba yağar,Irak'lı çocuklar ölüp, aç ve açıkta kalırkan kılını kıpırdatmıyor; buna karşılık İsrail'e atılan bir iki bombadan sonra, İsrail'li çocuklar için ağlıyor; daha da ileri giderek; Hz Peygamberi rüyasında gördüğünü anlatıp, onun da gönlünün İsrail'den yana olduğunu söylüyor ve bu tutumuyla kimi şeriatçı dergileri bile isyan ettiriyordu.

* Batı Dünyası

Fethullah Gülen, batı konusundaki görüşleri belirsizdir.

Sonsuz Nur adlı kitabında batıyı, Avrupa ve Asya'yı yerin dibine geçiren Fethullah Gülen, "Fethullah Hocaefendi ile Ufuk Turu " adlı kitabında batıya övgü yağdırmaktadır. 
Ufuk Turu Kitabında batı yandaşlığı,
"Mutlak manada, batı düşmanlığı, zannediyorum ki bizi çağın dışına iter. Ve zaman tarafından elenirsiniz. Ve batıdan alınacak birçok güzellik var."

Sonsuz Nur kitabında batı düşmanlığı,
"Avrupa'nın kafir ve zalimleri, Asya'nın insanlığı istismar eden münafıkları ve içimizdeki gafiller istemeseler bile, sikkeyi basan, tuğrayı elinde tutan ve peygamberlerce Sultan-ül Enbiya olarak kabul edilen, O günde beş defa nam-ı celilini dünyaya ilan ettiğimiz Sultanlar sultanı, bir gün mutlaka kalplere girecektir...." şeklinde dile getirmektedir.

* Askerlik ve Milliyetçilik

Fethullah Gülen , askere ve askerlik konusuna ılımlı görünmeye çalışmaktadır. 

Nurcular Molla Said'den aldıkları dersle askerliği bir vatan görevi olarak görmemektedirler. Askere gitmeyide bir tokat gibi karşılarlar. Fethullah Gülen de orduyu yabancı bir ortammış gibi anlatır. Rahat bir askerlik yapabilmek için torpiller aramış ve adamını bularak kendisini himayeye aldırmaya gayret etmiştir. Askerin karavanasını yememiş, eğitimden kaçmıştır. Israrla zamanlı zamansız abdest alıp namaz kılmış, ibadetini askerliğe karşı bir araç gibi kullanmış; çok sıkışınca kendisini arkadaşları aracılığı ile komutanlara milliyetçi, yurtsever gibi lanse etmeye çalışmıştır.
Askerliğini zor şartlar altında yapmadığı için, ordunun yemeğini kendisine caiz olmadığını düşünen Fethullah Gülen, teskere gününü de , " hayatımın en kabuslu günleri sona ermişti" sözleriyle açıklıyor. Fethullah Gülen'in kabusu her nurcu gibi askerliğn felsefesine olan inançsızlığından kaynaklanmaktadır.

* Suudiler ile İlişkisi

Fethullah Gülen Suudiler ile ilişkisini her fırsatta yalanlamaktadır.

Fethullah Gülen, Suudlarla hiçbir ilgisini olmadığını iddia ederken hayatının her döneminde yanında olan ve Küçük Dünyam kitabında birçok yardımını gördüm dediği eski MSP milletvekillerinden Salih Özcan, Rabıta'nın Türkiye temsilcisidir. Rabıta ise dünyaya şeriat düzenini yaymak için kurulmuş, merkezi Suudi arabistan'da bulunan bir örgüttür ve arkasında Amerikan petrol şirketi Aramco vardır. Rabıta dünya ülkelerine Şeriat düzeni yaymak için her yıl tonlarca altın ve milyarlarca dolar harcar. 

Suudi arabistan karşıtı(!) Fethullah Gülen ne hikmetse, Rabıta'nın Türkiye temsilcisi ve kurucusu Salih Özcan'ın koltuğunu altından çıkmamış ve vaazlarında Suudi krallarının giydiği cübbelerden giymiştir.

* Tekke ve Medrese

1938 yılında doğan Fethullah Gülen eğitim durumunu açıklarkan şöyle diyordu;
"Ben medreseye devam ederken de tekkeyi ihmal etmezdim.Zaten ilk gözümü açtığım, ruhumu mayaladığım yer tekkedir..."

"Oysa Fethullah Gülen'in doğumundan çok önce kapatılmıştı tekkeler ve medreseler. Fethullah'ın, müridlerini etkilemek amacıyla bu yola başvurduğu ise açıktır.

* Hedefler

Fethullah Gülen, amacının şeriat olmadığını her ortamda ilan etmektedir.

Fethullah Gülen, kitaplarında dünyada yeni denilen bütün düzenlerin yıkılacağını anlatırken, "birgün gelecek,semavat, zemin bütün nizamıyla İslam'ım bembeyaz ellerine teslim olacak. Ak şeriata, ak yola, ak sisteme" diyerek gerçek amacını ortaya koyuyordu.

Sıkıştırıldığında hiçbir zaman şeriatı övmediğini iddia eden Fethullah Gülen , ortamı müsait bulduğu zaman şeriat özlemini sürekli dile getiriyordu.
"Hiçbir zaman tadbil edilemeyecek, değiştirilemeyecek olan şeriat-ı fıtriye'dir. Bu itibarla yeryüzüne mirasçı olmak için, evvela salahate, yani dinin kuran ve sünnet çizgisinde yaşanmasınave İslam'ın hayata hayat olmasına gayret etmek şarttır. Şeriat-ı fıtrıye riayet etmeyen toplumlar veya manevi hayatlarında iç değişikliğe uğrayan ümmetler, milletler bugün hakim olsalar da yarınki mahkumiyetleri kaçınılmazdır.

Fethullah Gülen, şeriatın amaçlarına uygun hareket eden beyinlere ihtiyaçları olduğunu açıklıyor ve şunları belirtiyordu;
"Şeriat'taki hikmet-i teşri ve sahib-i Şeriatin maksatlarına aşina...Dini hükümlere menat sayılan esaslar mevzuunda vukuflu... İlahi varidata açık objektif dimağlara şiddetle ihtiyaç var..."

* Demokrasi

Gülen, değişik ortamlarda demokrasinin faydalarından bahsetmektedir. 

Şimdi tenkide bütün kapıları kapalı demokrasi var. Şimdi onun iyi yanları olabilir yani, halk idaresi falan, bizim hizmetimiz adınada kolaylaştırıcı yanları var bunun. Ama artık bu mahluk başka bir şey doğurmaz. Allah'ı inkar edenlerin bile kiliseye koştukları gibi, hadiseler er geç bütün insanları mabetlere koşturacaktır. İnşallah Türkiye dahil dünyada yeniden islama dönüş var...Tüm sistemler yıkılacak. Yıkılacak,zulümlerinin cezasını görecekler. Ve o zalimler başlarına inecek bir kılıçla cezalarını görecekler.

* Said-i Nursi(Kürdi)

-Fethullah Gülen, tahsilini tekke ve meedresse olarak açıklarken, asıl ismi Said-i Kürdi olan Said-i Nursi için methiyelerini bitiremiyordu. 

Saf insanlarımızı kandırmak için hep bir tarafı abartılı ve gerçek dışı olaylarla anlatılan Fethullah Gülen,Said-i Nursi olayında da gerçekleri hep saklamış yada farklı şekilde anlatma yoluna gitmiştir. 1876 yılında Bitlis'te doğan Said-i Kurdinin en büyük amacı Güneydoğu'da Kürtçe eğitim yapan bir üniversite açmak ve burada Şeriatçı bir Kürt devletinini temellerini atmaktı. Kapatılan Refah Partisinin Kocaeli Milletvekili ve Adalet eski Bakanlarından Şevket Kazan'ın telgraf çekip,mektup yazıp, yanlarında olduğunu belirttiği İBDA-C'nin yayın organı taraf dergisinde nurculuğun gerçek yüzü ortaya konmuştur... "Özgür Kurdistan İçin Savaş" 

* Cumhuriyet 

Fethullah Gülen bu konudaki görüşlerini kamuoyundan saklamaktadır. Çoğu zamanda nabza göre şerbet verme mantığından Cumhuriyet yanlısı gözükmektedir.

Ancak, gerçekler Fethullah Gülen'in anlattığı gibi değildir. Nurculara göre; Türkiye Cumhuriyeti bir askeri istibdat ve sapıklıktır. Cumhuriyet, onlara karşı hücum etmek için girişilmiş bir zındık hilesidir. Türkiye Devleti, sadece islam'a değil ahlaka da aykırıdır. 

Cumhuriyet, halkın intihab ve meşveret hakkı olan idare demektir ve onu kusursuz olarak olarak ilk takdim eden kitap da Kur'an-ı Kerimdir. Cumhuri idareyi Kur'an'a zıd göstermek maksatlı değilse bir bilgisizlik eseri; cumhuriyete tarafdar olup da onun kaynağını görmemezliktengelmek ise inattan başka bir şey değildir.(ölçü veya yoldaki ışıklar 3.s 26)

* Aczimendiler ile ilişkisi

Fethullah Gülen, aczimendilerin, nurculuk ile bağlantısı olmadığını açıklamıştır.

Gülen, ılımlı bir şekilde nurculuğu benimsetmeye çalışmaktadır.Bu anlamda aczimendileride desteklemiştir. Aczimendiler adıyla anılan cübbeli, asalı, uzun saçlı ve sakallı grup ta , açıkça nurcu olduğunu belirtmektedir. 300- 400 kişilik bir cemaatten oluşan aczimendiler Molla Said'i örnek olarak eylem yapmaktaydılar. Aczimendilerin lideri Müslüm Gündüz 12 Haziran 1996 tarihinde HBB televizyonunda yayınlanan programda; "Kemalizm bir dindir. Allah'ı Mustafa Kemal, peygamberi İsmet İnönü'dür.Demokrasi dinsizliktir. Laiklik te öyledir.Geleceğiz, Türkiye'yi alacağız" diyebilmiştir. 

* Hizbullah'a bakışı

Fethullah Gülen, Hizbullah'ın cinayetleri hakkında karşısında kamuoyuna görüş bildirmekten hep kaçınmıştır.

Ancak Gülen, kitaplarında Hizbullah'ı Allah Partisi olarak açıklıyordu. 
" Hizbullah;Allah cemaati, tabiri caiz ise Allah Partisi. Siyasi boğuşmalar, siyasi partiler karşısında Allah Partisi. Allah'ın askeri olduktan sonra, kutsiler ordusu, Allah'ın kulu olduktan sonra , Hz Muhammed'in erleri olduktan sonra zaman ve mekan onları ayıramaz.

* Cihad

Fethullah Gülen, cihadın yeryüzü hakimiyeti olduğunu açıklamaktadır. Ancak, kendilerinin bu anlayışın içinde görmediklerini de belirtmektedir. 

Fethullah Gülen , kitaplarında konuya ilişkin şu açıklamalarda bulunuyor;
"Cihad bir hayır kapısıdır; o kapıdan giren iki hayırdan birine mutlaka kavuşacaktır. Evet, ya şehit olup ebedi bir hayat, ya da gazi olup hem dünta, hem de ukba nimetlerine ulaşacaktır. İşte cihad'da böyle bir bereket vardır. Yeryüzünde irşad, tebliğ,cihad ve dine hizmetten daha büyük vazife yoktur. Bu vazifede temel şart dertli ve sancılı olmasıdır."Vazifemizin adı cihaddır.En önemli mesele imanın kurtulmasıdır. Sabırla pişip olgunlaşmadan, çıkış adına yapılacak her şey tam bir hayaldir."

Kuvvetin hakimiyeti gelip geçicidir; baki olan Hak ve adaletin hakimiyetidir. Bunlar bugün olmasa bile, çok yakın bir gelecekte mutlaka galebe çalaaktır. Onun içindir ki en büyük siyaset, Hak ve adalet taraftarlığında aranmalıdır.(Ölçü ve Yoldaki Işıklar 3. S45)

Siyasi, gayri siyasi bütün gruplar için " vahy!i münzel'in alem-şumul davetine icabetten başka, ne çare ne de makul bie mesned kalmadığı çağrısıyla insanımıza sesleniyoruz. Hepiniz toptan Allah'ın ipine sımsıkı sarılın ve sakın parçalanıp ayrılmayın."
(Ölçü ve Yoldaki Işıklar 2. S27)

* Doğal Afetler

Nurcular, bu konudaki görüşlerini kamuoyuna yansıtmaktan çekinmemişlerdir.

17 Ağustos 1999 tarihinde meydana gelen deprem faciasının ardından, birçok hacı, hoca ve dahi molla takımı yıkıklan binaların, yaralanan, sakat kalan ve ölen insanların acılarını ranta dönüştürmek için herzamanki gibi kolları sıvadılar. Sanki, binaların yıkılmasında, inşaatları eksik malzeme ile yapan müteahhitlerin avukatlığına soyunmuşlardı. Onlara göre bu ceza Allahın verdiği bir cezaydı. Küçük çocukların ölmesi ise bir lütuf gibi gösteriyorlardı. Onlara göre çocuklar büyüyüp gavur mu olsaydı.

* Hedefler

Fethullah Gülen amacının şeriat olmadığını,herhangi bir örgütlenme içine girmediklerini, kendisininde nurcuların lideri olmadığını söylüyordu.

18 Haziran 1999 tarihinde Fethullah Gülen kasetlerinin basına yansımasıyla gerçekler de ortaya çıktı. Fethullah Gülen bu kasetlerde özellikle Mülkiye ve Adliye kadrolaşmasının genişletilmesi gerektiğini kaydederken,"Bunlar gelecek adına bizim o ünitelerde garantimizdir"şeklinde konuşmaktaydı. 
Fethullah Gülen, söz konusu kasetlerde Atatürk'ün silah arkadaşı ve ulusal Kurtuluş Savaşı'nın önderlerinden İsmet İnön